2027-2029 OVP kamu çalışanlarına çok önemli bir mesaj veriyor: Maaş mücadelesi yalnızca toplu sözleşme masasında değil, bütçe hazırlanırken kazanılır veya kaybedilir. Peki, sendikalar bu mücadelenin neresinde?
2027-2029 Orta Vadeli Program'da kamu maliyesinin üç yıllık çerçevesi ortaya konuldu.
Merkezî yönetimde personel giderlerinin;
2027'de 6,318 trilyon TL,
2028'de 7,715 trilyon TL,
2029'da 9,036 trilyon TL
olması öngörülüyor.
Bunlar yalnızca muhasebe rakamları değildir.
Bu rakamların içinde memurun maaşı, kamu işçisinin geliri, sosyal haklar ve kamunun insan kaynağına ayırdığı kaynak bulunuyor.
Fakat Türkiye'deki sendikacılık hala çoğu zaman bu devasa bütçe yapısını analiz etmek yerine zam oranına sıkışmış durumda.
Enflasyon hedefi değişti. Sendikaların sesi nerede?
Bir önceki OVP'de 2027 enflasyon hedefi %9 iken yeni OVP'de %21'e yükseltildi.
2028 hedefi ise %8'den %13,5'e çıkarıldı.
Bu değişiklik, kamu çalışanları açısından son derece önemlidir.
Çünkü enflasyon hedefindeki her değişiklik, ücret pazarlığının matematiğini değiştirir.
Böyle bir tabloda sendikaların yapması gereken yalnızca “zam istiyoruz” demek değildir.
Asıl görev; reel ücret kaybını hesaplamak, vergi yükünü incelemek, enflasyonun çalışan üzerindeki etkisini ortaya koymak, bütçedeki personel payını analiz etmek ve hükümetin karşısına somut veriyle çıkmaktır.
Sendikacılık, karar çıktıktan sonra kürsüye çıkmak değildir!
Sendikacılığın en büyük yanılgılarından biri, mücadeleyi yalnızca toplu sözleşme masasına hapsetmektir.
Oysa bütçe süreci çok daha önce başlar.
Orta Vadeli Program hazırlanır.
Bütçe hazırlıkları yapılır.
Kamu kurumlarının ödenek teklifleri oluşturulur.
Yatırım ve harcama öncelikleri belirlenir.
Sonra bütçe kanunlaşır.
Dolayısıyla sendika için mücadele zam pazarlığından çok önce başlamalıdır.
Nitekim 2027-2029 bütçe hazırlıklarının Haziran 2026'da başlatıldığı ve kamu kurumlarından bütçe tekliflerinin istendiği SBB tarafından açıklanmıştı.
Peki, sendikalar bu süreçte ne kadar görünürdü?
Kaç sendika OVP'yi satır satır analiz etti?
Kaç sendika kendi üyeleri için bağımsız bir bütçe raporu hazırladı?
Kaç sendika “Bu bütçede çalışanın payı nedir?” diye sordu?
İşte asıl mesele budur.
Sendikaların ağır eleştirilmesi gereken yer tam da burası!
Milyonlarca çalışanı temsil ettiğini söyleyen sendikalar, yalnızca basın açıklaması yapan kurumlara dönüşmemelidir.
Sendika; bildiri yayımlayan, fotoğraf veren, toplantı yapan, sosyal medyada birkaç sert cümle paylaşan bir yapıdan ibaret olamaz.
Sendika veri üretmelidir.
Sendika hesap yapmalıdır.
Sendika bütçe okumalıdır.
Sendika alternatif ücret politikası hazırlamalıdır.
Sendika üyesinin cebindeki kaybı kuruşuna kadar hesaplamalıdır.
Aksi halde sendika, çalışanı temsil eden güçlü bir örgüt değil; kararlar açıklandıktan sonra tepki veren bir izleyici konumuna düşer.
6,3 Trilyon Liralık personel bütçesinde çalışanın payı nedir?
2027 için 6,318 trilyon TL personel gideri öngörülüyor.
Sendikaların önündeki soru son derece basit:
Bu kaynağın çalışanlara dağılımı nasıl olacak?
Bunun yanında;
Vergi dilimleri çalışanı ne kadar etkileyecek?
Enflasyon hedefi aşılırsa ücret nasıl korunacak?
Sosyal hakların reel değeri ne olacak?
Ek ödemelerin durumu ne olacak?
Memur ve kamu işçisinin satın alma gücü nasıl korunacak?
Özel sektörde örgütlü işçinin ücret kaybı nasıl telafi edilecek?
Sendikaların bu sorulara rakamlarla cevap vermesi gerekir.
“Sendika 4.0” artık slogan olmaktan çıkmalı!
Dünya değişti.
Ekonomi veri ile yönetiliyor.
Yapay zekâ karar süreçlerine giriyor.
Çalışanların ücret kayıpları anlık olarak hesaplanabiliyor.
Sendikaların da değişmesi gerekiyor.
Gerçek bir Sendika 4.0; üyelerinin gelir kaybını anlık takip eder, enflasyon ve vergi etkisini hesaplar, bütçe tekliflerini analiz eder, alternatif ücret senaryoları hazırlar, üyelerine şeffaf rapor sunar, kamuoyu oluşturur ve müzakereye veriyle girer.
Sadece sosyal medya paylaşımı yapmak dijital sendikacılık değildir.
Memur da işçi de aynı soruyu soruyor!
“Geçen yıl aldığımla bugün ne kadarını satın alabiliyorum?”
Çalışanın gerçek ölçüsü budur.
Nominal maaş artışı tek başına başarı değildir.
Eğer maaş yüzde olarak artarken; kira, gıda, ulaşım, enerji, vergi
ve diğer zorunlu harcamalar daha hızlı yükseliyorsa, çalışan reel olarak kaybediyor demektir.
Sendikaların görevi bu kaybı görünür hale getirmektir.
Sendikalar kendilerine şu soruları sormalı!
Üyenizin üç yıllık reel ücret kaybını hesapladınız mı?
OVP'yi satır satır incelediniz mi?
Bütçe görüşmelerinde somut öneriniz var mı?
Enflasyon hedefinin tutmaması durumunda ücret koruma mekanizmanız var mı?
Vergi dilimleri konusunda çözümünüz nedir?
Memur ve işçinin satın alma gücünü koruyacak alternatif ücret modeliniz hazır mı?
Bu soruların cevabı yoksa sorun yalnızca hükümetin çalışan politikası değildir.
Sendikacılığın kendisi de ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Sendika üye aidatı toplama kurumu değildir!
Sendika, üyeden aidat alıp sonra yılda birkaç kez açıklama yapan bir kurum olamaz.
Sendika; bilgi üreten, hesap yapan, mücadele eden, pazarlık gücü oluşturan, üyenin hakkını karar alınmadan önce savunan bir örgüt olmak zorundadır.
2027-2029 OVP bunun için sendikalara önemli bir sınav sunuyor.
Ya eski alışkanlıklarla devam edecekler:
Açıklama, tepki, toplu sözleşme, zam ve hayal kırıklığı.
Ya da yeni bir döneme geçecekler:
Veri, analiz, bütçe müdahalesi, gerçek pazarlık gücü ve çalışan hakkı.
Artık mazeret üretmenin zamanı geçti.
Bütçeyi okumayan sendika, üyesinin geleceğini okuyamaz.
Enflasyonu hesaplamayan sendika, ücret kaybını savunamaz.
Bütçe masasında olmayan sendika, toplu sözleşme masasında da eksik kalır.
Çalışanın hakkı yalnızca masada değil, bütçe hazırlanırken savunulur.
Sendikaların artık kendilerine şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir:
“Biz gerçekten çalışanı mı temsil ediyoruz, yoksa sadece çalışanı temsil ettiğimizi mi söylüyoruz?”