Yerel yönetimler, katılımı, toplumsal yaşamı ve kapsayıcı bir kentsel çevreyi kolaylaştırmada kritik bir rol oynamaktadır. Ancak Türkiye’de milyonlarca engelli birey, binalara, ulaşıma, kamusal alanlara ve tesislere erişim zorlukları nedeniyle toplumsal hayata tam anlamıyla katılamamaktadır. Parçalı ulaşım sistemleri, gönüllü hizmetlere bağımlılık, eskiyen altyapı ve yetersiz farkındalık, sosyal izolasyonu derinleştirmektedir. Bu durum, belediyelerin bağlantı kurucu, savunucu, ortak ve hizmet sağlayıcı rollerini zorunlu kılmaktadır. Erişilebilir sistemleri iyileştirmek, sadece engelliler için değil, tüm toplum için bir zorunluluktur.
Bazı büyükşehir ve ilçe belediyeleri (örneğin Ankara, İstanbul’un belirli ilçeleri ve Çankaya gibi öncü örnekler), Engelsiz Yaşam Merkezleri, erişilebilirlik birimleri ve farkındalık projeleriyle olumlu adımlar atmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu ve ilgili yönetmelikler yasal dayanak sağlamakta, bazı belediyeler gönüllü çalışmalarla öncülük yapmaktadır. Evrensel tasarım bilinci yavaş da olsa yayılmaktadır.
Ancak uygulamada büyük eksiklikler vardır. Kaldırımlar, duraklar, toplu taşıma araçları, kamu binaları ve parklar standartlara uymamakta veya sürdürülebilir şekilde denetlenmemektedir. Maliyet, miras kısıtlamaları ve öncelik çatışmaları bahane edilmekte, yenileme fonları yetersiz kalmaktadır. Erişilebilirlik izleme ve denetleme kurullarının etkinliği sınırlıdır; yaptırımlar yetersiz uygulanmakta, denetimler biçimsel kalmaktadır. Personel eğitimi ve kurumsal kapasite zayıftır. Engelli verileri tam ve güncel değildir; bu da planlamayı zorlaştırmaktadır.
Nüfusun yaşlanmasıyla birlikte “herkes için tasarım” yaklaşımı tüm topluma fayda sağlayacaktır. AB standartları, ulusal mevzuat (5378 sayılı Kanun) ve dijital teknolojiler (akıllı rampalar, sesli yönlendirmeler) fırsat sunar. Sivil toplum, üniversiteler ve özel sektörle ortaklıklar güçlendirilebilir. Turizm potansiyeli (engelli turizmi) ve uluslararası fonlar değerlendirilebilir.
Merkezi yönetimden yeterince destek gelmemesi, kaynakların yanlış önceliklere (görsel şov projeleri) ayrılması, bürokratik engeller ve farkındalık eksikliği tehdittir. Ekonomik krizler erişilebilirlik yatırımlarını erteletmekte, miras alanlarındaki kısıtlamalar çözümsüz bırakılmaktadır. Hükümet politikalarındaki koordinasyon eksikliği ve standartların pratikte uygulanmaması, reformları yavaşlatmaktadır.
Türkiye’de engelli nüfus resmi verilere göre yaklaşık 2,5 milyonun üzerinde kayıtlı olup, gerçek rakamlar daha yüksektir. Hükümet, yasal çerçeve oluşturmuş olsa da (Erişilebilirlik Yönetmeliği, imar düzenlemeleri vb.) uygulama ve denetimde ciddi zafiyet göstermektedir. Merkezi yönetim, yerel yönetimlere yeterli mali kaynak, teknik destek ve standart denetimi sağlamamakta; cezalar caydırıcı olmaktan uzaktır. Projeler genellikle göstermelik kalmakta, erişilebilirlik “ekstra maliyet” olarak görülmektedir. Bu, merkeziyetçi yaklaşımın bir sonucudur: Yerel inisiyatifler teşvik edilmemekte, engelli derneklerinin karar alma süreçlerine katılımı yetersizdir. Hükümet, engellileri “yardım alan” değil, hak sahibi vatandaşlar olarak konumlandırmalı; bütçede kalıcı pay ayırmalıdır. Aksi takdirde sosyal izolasyon, istihdam dışı kalma ve eşitsizlik devam edecektir.
Belediyeler yerel programlar, meslek edindirme kursları ve farkındalık kampanyalarıyla tutumları değiştirebilir. Engelli bireyleri istihdama dahil etmek için erişilebilir işyerleri teşvik edilmeli, kota uygulamaları denetlenmelidir. Okullarda ve kamusal alanlarda kapsayıcı eğitim şarttır.
Acil durum planları (deprem, afet) engellileri göz ardı etmemelidir. Kadın engellilerin maruz kaldığı çifte dezavantaj giderilmeli; güvenli, erişilebilir kamusal alanlar ve adalet mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Erişilebilir sosyal konutlar artırılmalı, evsizlik önleme programları engelli odaklı tasarlanmalıdır. Güçlü komşuluk destek sistemleri ve bakım hizmetleri yerel yönetimlerin önceliği olmalıdır.
Planlama ve altyapı tasarımında evrensel tasarım ilkeleri zorunlu hale getirilmelidir. Kapsayıcı etkinlikler, erişilebilir parklar, kültürel mekânlar ve ulaşım sistemleri öncelikli olmalıdır. Engelli temsilciler karar süreçlerine dâhil edilmelidir.
Belediye başkanları ve yerel yöneticilere pratik stratejiler sunarak çağrımızı yapalım.
Erişilebilirlik birimlerini güçlendirin, uzman personel istihdam edin.
Tüm projelerde evrensel tasarımı temel alın; eski yapıları kademeli yenileyin.
Engelli dernekleriyle sürekli diyalog kurun ve ortak projeler geliştirin.
Bütçede kalıcı pay ayırın; şeffaf raporlama yapın.
Farkındalık eğitimlerini tüm personeline ve topluma yaygınlaştırın.
Türkiye, kapsayıcı bir toplum olma potansiyeline sahiptir. Ancak bu, hükümetin samimi destek ve kaynak tahsisi ile, yerel yönetimlerin kararlı uygulamalarıyla ve toplumun empatiyle mümkün olacaktır. Engelli bireylerin katılımı engellendiğinde, aslında tüm toplum kaybeder. Erişilebilir bir Türkiye, daha yaşanabilir, daha adil ve daha güçlü bir Türkiye demektir. Zaman, söylemden eyleme geçme zamanıdır. Belediye başkanlarımız öncü olsun; toplum ders alsın ve destek versin.