Bir ülkede finans sisteminin güvenilirliği yalnızca bankaların sermaye yeterliliğiyle değil, o bankaları denetleyen kurumların güvenilirliğiyle de ölçülür. Denetleyici kurumların yöneticileri hakkında ciddi iddialar gündeme geldiğinde mesele artık kişisel bir tartışma olmaktan çıkar, kamu yönetiminin hesap verebilirliği meselesine dönüşür.
Eski Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan’ın BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu’na yönelttiği sorular, tam da böyle bir tartışmayı başlatmış durumda.
Üstelik sorular sıradan konularla ilgili değil. Banka kuruluş izinlerinden milyarlarca liralık fon hareketlerine, şirket ortaklıklarından kamu görevlilerinin olası menfaat ilişkilerine kadar uzanan oldukça geniş bir alanı kapsıyor.
Savcı Sayan’ın iddiaları doğruysa ortada ciddi bir denetim ve hesap verebilirlik sorunu vardır. İddialar asılsızsa bunun da somut bilgi ve belgelerle ortaya konulması gerekir. Çünkü finans piyasalarında güven, yalnızca açıklamalarla değil, şeffaflıkla sağlanır.
İddiaların merkezinde neler var?
Savcı Sayan’ın Şahap Kavcıoğlu’na yönelttiği soruların başında İktisat Katılım Bankası’nın kuruluşuna hangi şartlarda izin verildiği ve sermayesinin akıbeti geliyor.
Bu sorular önemlidir. Çünkü bir bankaya kuruluş ve faaliyet izni verilmesi, yalnızca ilgili girişimcileri değil, finansal sistemin güvenilirliğini de ilgilendirir.
Nitekim İktisat Katılım Bankası'na 12 Aralık 2024 tarihinde kuruluş, 26 Şubat 2026 tarihinde faaliyet izni verilmiştir. Bu kararların hangi değerlendirmelere dayandığının, yasal gizlilik sınırları içerisinde açıklanması kamu güvenini güçlendirecektir.
Sayan’ın gündeme getirdiği diğer konu ise Pusula’nın kapalı fonlarına aktarıldığı ileri sürülen milyarlarca lira ile Katılımevim ve Birevim’in Pusula Portföy Üçüncü Hisse Senedi Serbest Fonu (PCS) bağlantılarıdır.
Ayrıca SPK yaptırımları, Muhammed Yarız’ın rolü, Birevim ortaklığı ve bu ortaklığa verilen izinler de açıklığa kavuşturulması istenen konular arasındadır.
Burada asıl soru şudur: Bu kadar büyük tutarlı finansal işlemler gerçekleşirken ilgili düzenleyici ve denetleyici kurumlar hangi incelemeleri yapmış, hangi riskleri tespit etmiş ve hangi tedbirleri almıştır?
Elbette bir finansal işlemin tartışma konusu olması, tek başına hukuka aykırılığını göstermez. Ancak ortaya atılan iddiaların ağırlığı, ilgili kurumların karar ve işlemlerinin denetlenmesini gerekli kılar.
20 milyar lira, 35 milyar lira ve cevabı aranan sorular
Savcı Sayan’ın önceki açıklamalarında gündeme getirdiği iddialar daha da dikkat çekicidir.
Sayan, Şahap Kavcıoğlu’nun iş insanı Emre Tezmen’den Pusula Holding ve Katılımevim için 20 milyar lira temin etmesini isteyip istemediğini, bunun karşılığında Takasbank üzerinden 35 milyar liralık kredi sözü verilip verilmediğini sorgulamıştır.
Bu iddialar henüz doğrulanmış değildir. Ancak iddiaların boyutu dikkate alındığında yalnızca taraflar arasındaki görüşmelerin değil, ilgili kurumların yetki ve karar süreçlerinin de açıklığa kavuşturulması gerekir.
Gerçekten böyle bir görüşme gerçekleşmiş midir? Gerçekleşmişse hangi sıfatla ve hangi amaçla yapılmıştır? Kredi konusunda herhangi bir taahhütte bulunulmuş mudur? İleri sürülen işlemlerin mevzuat bakımından karşılığı nedir?
Bu soruların cevapları kişisel polemiklerde değil, gerektiğinde yetkili makamların yapacağı incelemelerde aranmalıdır.
Çıkar çatışması ihtimali de araştırılmalı
Savcı Sayan’ın açıklamalarında dikkat çeken bir başka husus, şirket ortaklıkları ve bazı kamu görevlileriyle bağlantılı olabileceği öne sürülen menfaat ilişkileridir.
İddialar arasında Şahap Kavcıoğlu’nun yakınlarının bazı şirketlerde ortaklıklarının bulunup bulunmadığı sorusu da vardır.
Burada kamu yönetiminin en temel ilkelerinden biri olan çıkar çatışmasının önlenmesi gündeme gelmektedir.
Bir kamu görevlisinin düzenleme veya denetim yetkisine sahip olduğu kuruluşlarla kişisel ya da ailevi menfaat bağlantısının bulunması, tarafsızlık ve bağımsızlık bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Böyle bir bağlantının varlığı henüz kanıtlanmış değildir. Ancak varsa bunun ilgili kararlara etkisi araştırılmalıdır.
Kamu görevlisinin tarafsız olması kadar, tarafsızlığı konusunda haklı şüpheye yol açabilecek ilişkilerden uzak durması da önemlidir.
Sayan’ın açıklamalarında Adil Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Ali Emre Ballı ile olası iş ilişkileri ve Bayburt’ta Katılımevim, Pusula ve BDDK ile bağlantılı olduğu ileri sürülen çağrı merkezi projesinin finansmanı da sorgulanmaktadır.
Bu başlıkların her biri somut belgeler, ticari kayıtlar, finansman kaynakları ve ilgili kurumların kararları üzerinden ayrı ayrı incelenmelidir.
BDDK’nın açıklaması tartışmayı bitiriyor mu?
BDDK, 30 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamada kurum ve başkanı hakkındaki iddiaların bütünüyle asılsız olduğunu, hukuki ve fiili dayanağının bulunmadığını bildirmiştir. Ayrıca sorumlular hakkında hukuki süreç başlatılacağını duyurmuştur.
Elbette herkes gibi Şahap Kavcıoğlu’nun da kişilik haklarını koruma ve asılsız iddialara karşı hukuki yollara başvurma hakkı vardır. Ancak burada iki ayrı meselenin birbirine karıştırılmaması gerekiyor.
Birincisi, kişilerin haksız ithamlara karşı korunmasıdır. İkincisi ise kamu görevlilerinin görev dönemlerindeki karar ve işlemlerinin denetlenebilir olmasıdır.
Hukuki yollara başvurulması, kamuoyunun meşru bilgi edinme ve hesap sorulmasını isteme hakkını ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde soru yöneltilmesi de iddiaların doğru kabul edilmesini gerektirmez.
Bu nedenle genel bir yalanlamanın yanında, hukuken paylaşılması mümkün olan somut verilerin açıklanması tartışmanın sağlıklı biçimde sonuçlandırılmasına katkı sağlayacaktır.
BDDK’nın itibarı kişilerden bağımsızdır
Savcı Sayan’ın açıklamasındaki en önemli ifadelerden biri şudur: “Kurumlar kalıcı, makam sahipleri geçicidir.”
Gerçekten de BDDK, herhangi bir başkanın şahsi kurumu değildir. Kanunla kurulmuş, kamu adına önemli düzenleme ve denetleme yetkileri kullanan bir kurumdur.
Dolayısıyla kurumun itibarını korumakla kurum yöneticilerinin işlemlerini sorgulanamaz hâle getirmek aynı şey değildir.
BDDK’nın kurumsal itibarı, kararlarının hukuka uygunluğuyla, denetimlerinin bağımsızlığıyla ve hesap verebilirliğiyle korunabilir.
Bu nedenle iddiaların ilgili denetim ve adli makamlarca görev alanları çerçevesinde incelenmesi, izin kararlarının ve fon işlemlerinin kayıtlar üzerinden değerlendirilmesi, varsa kamu görevlileriyle şirketler arasındaki menfaat bağlantılarının araştırılması gerekir.
Üstelik bütün bunlar yalnızca BDDK açısından değil, SPK ve finans piyasalarında görev yapan diğer yetkili kuruluşlar açısından da önemlidir.
Milyarlarca liranın konuşulduğu yerde belirsizliğe yer yok
Savcı Sayan’ın açıklamalarında dikkat çeken nokta, sorularının devam edeceğini belirtmesidir. Bu durum, tartışmanın yeni bilgi ve belgelerle genişleyebileceğini göstermektedir. Ancak iddiaların ağırlığı kadar bunların kanıtlanması da önemlidir. Hiç kimse yalnızca kamuoyuna yöneltilen sorulardan hareketle suçlu ilan edilemez.
Bununla birlikte kamu gücünü kullanan herkes, yetkileri kapsamında aldığı kararların hukuki ve idari denetime açık olduğunu kabul etmek zorundadır.
Finansal piyasaların en önemli sermayesi güvendir. Bu güveni korumanın yolu da soruları bastırmak veya kişisel tartışmalara dönüştürmek değil, somut bilgi ve belgelerle açıklığa kavuşturmaktır.
Milyarlarca liralık işlemlerin gerçekleştiği finans piyasalarında denetleyici kurumlar görevlerini nasıl yerine getirmiştir ve denetleyenlerin hesap verebilirliğini kim sağlayacaktır? Sorusu cevap beklemektedir.
Unutulmamalıdır ki kamu kurumlarının itibarı, yöneticilerini tartışmaların dışında tutarak değil, denetime açık bir yönetim anlayışıyla korunur.





