Türkiye'de sermaye piyasalarında yaşanan fon skandalı, artık yalnızca bazı fon yöneticilerinin, aracı kurumların veya şirketlerin meselesi olmaktan çıktı. Soruşturma, Borsa İstanbul'un tepe yönetimine kadar uzandı.
Şimdi herkesin sorması gereken soru şu: Bütün bunlar yaşanırken Borsa İstanbul'u yönetenler ve denetlemekle görevli olanlar ne yapıyordu?
Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun'un, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen fon soruşturması kapsamında, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve rüşvet suçlamalarıyla gözaltına alınması, sermaye piyasalarının güvenilirliği açısından son derece ciddi bir gelişmedir.
Elbette gözaltına alınmak suçlu olmak anlamına gelmez. Masumiyet karinesi esastır. Ancak böyle bir soruşturmanın, milyonlarca yatırımcının işlem yaptığı Borsa İstanbul'un genel müdürüne kadar uzanması, yalnızca adli açıdan değil, kurumsal yönetim ve denetim açısından da sorgulanmalıdır. Çünkü burada mesele sadece bir genel müdürün ne yaptığı değildir. Asıl mesele, bu genel müdürü denetlemekle yükümlü olan yönetim kurulunun görevini nasıl yerine getirdiğidir.
Yönetim kurulu süs olsun diye mi var?
Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini 2018 yılından bu yana Prof. Dr. Erişah Arıcan yürütmektedir. Borsa İstanbul Yönetim Kurulunun sorumluluğu nedir?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 375'inci maddesine göre şirketin üst düzeyde yönetimi, yönetim teşkilatının belirlenmesi ve yöneticilerin faaliyetlerinin üst gözetimi, yönetim kurulunun devredilemez görevleri arasındadır.
Dahası, Borsa İstanbul'un kendi Yönetim Kurulu Çalışma Usul ve Esasları Yönergesi'nin 16'ncı maddesi, borsa işlemlerine ilişkin gözetim sisteminin kurulmasını açıkça yönetim kurulunun görevleri arasında saymaktadır.
Yani yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, toplantılara katılıp huzur hakkı almaktan veya önlerine gelen kararları imzalamaktan ibaret değildir.
Genel müdürün faaliyetlerini izlemek, kurumun iç kontrol mekanizmalarının etkinliğini sorgulamak ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamak da yönetim sorumluluğunun ayrılmaz parçalarıdır.
Dolayısıyla sorulması gereken soru şudur: Genel müdürü hakkında böylesine ağır suçlamalar ortaya çıkan bir kurumun yönetim kurulu, kendi gözetim sorumluluğunu ne ölçüde yerine getirmiştir?
Bu soruyu sormak, yönetim kurulu üyelerini suçlamak değildir. Tam tersine, yöneticilik makamının beraberinde getirdiği hesap verme yükümlülüğünü hatırlatmaktır.
Borsa İstanbul uyardıysa neden sonuç alınamadı?
Fon soruşturmasında üzerinde durulması gereken başka bir konu daha bulunmaktadır.
Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Ergun, 14 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki açıklamasında, fon soruşturmalarına konu işlemlerle ilgili SPK'ye gerekli bildirimleri yaptıklarını ve KAP üzerinden açıklamalarda bulunduklarını belirterek kurum olarak üzerlerine düşeni yaptıklarını ifade etmişti.
Öte yandan, Borsa İstanbul'un 2025 yılından itibaren şüpheli fonlarla ilgili SPK'yi 130 kez uyardığı iddiası kamuoyuna yansımış, SPK ise 6 Ekim 2026 tarihli açıklamasında bu sayının gerçeği yansıtmadığını, bütün bildirimlerin değerlendirildiğini savunmuştu.
Burada açıklığa kavuşturulması gereken ciddi bir mesele bulunmaktadır.
Borsa İstanbul hangi işlemleri, ne zaman ve hangi gerekçelerle şüpheli bulmuştur? Bu konularda SPK'ye hangi bildirimler yapılmıştır? Yönetim kurulu bu bildirimlerden ne ölçüde haberdardır? Bildirimler sonrasında hangi koruyucu tedbirler değerlendirilmiştir?
Bir kurumun görevini yerine getirip getirmediği yalnızca yazışma yapıp yapmadığına bakılarak belirlenemez. Önemli olan, kendi yetki alanında gereken tedbirleri zamanında ve etkili biçimde alıp almadığıdır.
Elbette fonların denetlenmesinde SPK'nin asli düzenleyici ve denetleyici yetkileri ile Borsa İstanbul'un piyasa gözetimi görevleri birbirine karıştırılmamalıdır. Ancak bu ayrım, hiçbir kurumun kendi sorumluluk alanını açıklamaktan kaçınmasına gerekçe olamaz.
Erişah Arıcan'da bu soruların cevapları bekleniyor
Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erişah Arıcan'a ve yönetim kurulunun diğer üyelerine bazı sorular yöneltmek gerekiyor.
1- Genel müdür hakkında yürütülen soruşturmanın konusu olan işlemlere ilişkin olarak yönetim kuruluna herhangi bir rapor sunuldu mu?
2- Fonlarla bağlantılı olağan dışı fiyat ve işlem hacmi hareketleri yönetim kurulunun gündemine geldi mi?
3- Borsa İstanbul'un piyasa gözetim birimlerince hazırlanan raporlar hangi yöneticilere iletildi ve bu raporlar doğrultusunda hangi kararlar alındı?
4- Yönetim kurulu, kurumun üst yönetimine yönelik etik riskleri, çıkar çatışmalarını ve olası usulsüzlükleri tespit edebilecek yeterli iç kontrol mekanizmalarını oluşturdu mu?
5- Genel müdür hakkında ortaya çıkan ciddi iddialar sonrasında yönetim kurulu bağımsız bir kurumsal inceleme başlattı mı?
6- Borsa İstanbul'da yönetim kurulunun gözetim yetkisi gerçekten kullanılıyor muydu, yoksa denetim mekanizmaları kâğıt üzerinde mi kalmıştı?
Bu soruların cevaplarının kamuoyuyla paylaşılması, soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyecek ölçüde hem mümkündür hem de kuruma duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi açısından gereklidir.
Sorumluluk yalnızca genel müdüre yüklenemez
Türkiye'de zaman zaman karşılaştığımız önemli bir yönetim sorunu vardır. Bir kurumda işler yolunda giderken başarı üst yönetime mal edilir. Ancak ciddi bir usulsüzlük iddiası ortaya çıktığında sorumluluk çoğu zaman birkaç kişinin üzerine bırakılır. Oysa kurumsal yönetim anlayışı böyle işlemez.
Yönetim kurulları yalnızca başarıları sahiplenmek için değil, kurumun karşı karşıya kaldığı riskleri yönetmek için de vardır.
Burada hukuki sorumlulukla yönetsel sorumluluğu ayırmak gerekir. Bir yöneticinin suç işlemiş olması veya başka bir yöneticinin suçu bilmesi, somut deliller olmadan kabul edilemez. Bununla birlikte kurumsal gözetimin neden sonuç vermediğini araştırmak için ceza mahkemesinden mahkûmiyet kararı çıkmasını beklemek gerekmez.
Yönetim kurullarının gerçek sınavı, her şey yolunda giderken değil, kurum ciddi bir krizle karşılaştığında başlar.
Yapılması gerekenler
Öncelikle Borsa İstanbul'un gözetim ve iç kontrol süreçleri, yönetim kurulunun uygulamaları da kapsam dışında bırakılmadan bağımsız biçimde incelenmelidir.
İkinci olarak, Borsa İstanbul ile SPK arasındaki bildirimler, bu bildirimlere verilen cevaplar ve alınan tedbirler tarih sırasıyla karşılaştırılmalıdır. Böylece varsa ihmalin hangi aşamada ve hangi yetki alanında ortaya çıktığı belirlenmelidir.
Üçüncü olarak, yönetim kurulunun soruşturmayla bağlantılı konuları ne zaman öğrendiği, hangi kararları aldığı ve kurum içindeki uyarı mekanizmalarının nasıl çalıştığı ortaya konulmalıdır.
Dördüncü olarak, genel müdürün aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğu dikkate alınarak, üst yönetimin kendi faaliyetlerini denetlemesine ilişkin yapısal riskler değerlendirilmelidir.
Son olarak, yürütülen Devlet Denetleme Kurulu incelemesinin sonuçları doğrultusunda idari, hukuki ve kurumsal sorumluluklar ayrı ayrı belirlenmeli; tespit edilen aksaklıkların giderilmesi için somut bir reform programı hazırlanmalıdır.
Borsa İstanbul'un güvenilirliği makamların itibarından önemlidir
Sermaye piyasaları güven üzerine kuruludur. Yatırımcı, parasını piyasaya yatırırken yalnızca şirketlerin mali tablolarına değil, o piyasanın kurallarına, gözetim mekanizmalarına ve yöneticilerinin dürüstlüğüne de güvenir.
Bu nedenle fon soruşturmasının Borsa İstanbul'un genel müdürüne uzanması, birkaç kişinin görevinden ayrılmasıyla geçiştirilebilecek sıradan bir gelişme olarak görülmemelidir.
Kimsenin peşinen suçlu ilan edilmesini istemiyoruz. Ancak kimsenin bulunduğu makamın arkasına sığınarak kurumsal hesap verme sorumluluğundan kaçmasını da doğru bulmuyoruz.
Prof. Dr. Erişah Arıcan ve Borsa İstanbul Yönetim Kurulunun diğer üyeleri, bu süreçte kurumsal gözetimin nasıl yürütüldüğünü kamuoyuna açıklamalıdır. Çünkü Borsa İstanbul'un genel müdürü hakkında yürütülen soruşturma ne kadar önemliyse, bu kurumun yönetim ve denetim mekanizmalarının nasıl çalıştığı da o kadar önemlidir.
Unutulmamalıdır ki yönetim kurulu üyeliği yalnızca bir unvan, huzur hakkı veya prestij makamı değildir. Aynı zamanda ağır bir sorumluluk makamıdır.
Bir genel müdürün ne yaptığı kadar, onu denetlemekle görevli yönetim kurulunun ne yaptığı da sorgulanmalıdır. Aksi halde kişiler değişir, makamlar el değiştirir ama yönetim ve denetim sorunları olduğu gibi kalır.





