Tam da böyle bir dönemde, 31 Ekim 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile SPK yönetiminde üç önemli atama yapıldı.

Baba, oğul, Fonlar ve bitmeyen tesadüfler!
Baba, oğul, Fonlar ve bitmeyen tesadüfler!
İçeriği Görüntüle

Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı SPK Başkanlığına, Ersin Başar Ekmekci Başkan Vekilliğine, Yasemin Girici ise Kurul Üyeliğine getirildi.

Bu atamalar sıradan bir bürokratik görev değişikliği olarak görülemez. Çünkü SPK'nın bugün ihtiyacı olan şey yalnızca yeni yöneticiler değil, sarsılan piyasa güvenini yeniden tesis edecek güçlü, bağımsız ve hesap verebilir bir denetim anlayışıdır.

Asıl mesele, SPK'nın başına kimin geçtiğinden çok, bundan sonra hangi yanlışların önleneceği ve geçmişteki yanlışların hesabının nasıl sorulacağıdır.

Göreve atanan kişilerin tecrübelerine bakıldığında bugün yaşadığımız sürecin doğru algılanmadığı ve tespitlerin yapılamadığını göstermektedir. İhtiyaç duyulan toplumun tüm kesimlerine güven verecek ve bu işi bilen birisi olmalıydı diye düşünüyoruz. Bütün bunlara rağmen atamaların hayırlı olmasını temenni ediyoruz.

Yeni atanan isimlerin mesleki birikimleri ne söylüyor?

Yeni SPK Başkanı Muhsin Atcı, kamu maliyesi ve vergi denetimi alanında önemli tecrübeye sahip bir bürokrattır.

Vergi Denetmenliği ve Gelirler Kontrolörlüğünden başlayarak çeşitli yöneticilik görevlerinde bulunmuş, 2023 yılında Vergi Denetim Kurulu Başkanlığına atanmıştır. Daha önceki bir yazımızda da bu kişinin Vergi Müfettişi olarak atanması mümkün değilken Başkan olarak atandığını belirtmiştik. Çünkü Vergi Müfettişliğinden ayrılarak özel sektöre gidenlerin tekrar Vergi Müfettişliğine dönmesi mümkün değilken bu kişi Vergi Müfettişlerinin başına Başkan olarak atanmıştı.

Bu birikim, özellikle mali işlemlerin incelenmesi, karmaşık şirket ilişkilerinin araştırılması ve finansal hareketlerin değerlendirilmesi bakımından önemli bir avantaj sağlayabilir. Ancak burada üzerinde durulması gereken bir ayrıntı vardır.

Vergi denetimi ile sermaye piyasası denetimi aynı şey değildir.

Vergi denetimi ağırlıklı olarak vergisel yükümlülüklerin doğruluğuna odaklanırken sermaye piyasası denetimi; manipülasyonların önlenmesi, yatırımcıların korunması, halka arzların incelenmesi, yatırım fonlarının gözetimi ve finansal piyasaların güven içerisinde işlemesi gibi son derece özel uzmanlık gerektiren alanları kapsamaktadır.

Dolayısıyla Muhsin Atcı'nın başarısı, vergi denetimindeki tecrübesini sermaye piyasalarının kendine özgü ihtiyaçlarıyla ne ölçüde birleştirebildiğine bağlı olacaktır.

Başkan Vekilliğine getirilen Ersin Başar Ekmekci'nin Vergi Denetim Kurulu ve Mali Suçları Araştırma Kurulu bünyesindeki geçmiş görevleri de dikkat çekmektedir.

Özellikle mali suçlarla mücadele alanındaki tecrübesi, fon hareketlerinin ve şüpheli finansal işlemlerin değerlendirilmesi bakımından önemlidir.

Kurul Üyeliğine atanan Yasemin Girici ise Hazine ve Maliye Bakanlığındaki üst düzey yöneticilik görevlerinin yanı sıra Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasındaki çalışmalarıyla uluslararası finans tecrübesine sahiptir.

Bu üç ismin mesleki geçmişleri birlikte değerlendirildiğinde mali denetim, ekonomik analiz ve uluslararası finans alanlarında birbirini tamamlayabilecek bir kadro ortaya çıkmaktadır. Ancak iyi öz geçmişlerin iyi kurum yönetimini kendiliğinden garanti etmediği de unutulmamalıdır.

SPK'da neden bu kadar sık başkan değişiyor?

SPK'nın son aylarda yaşadığı yönetim değişiklikleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Mayıs 2026'da SPK Başkanlığına getirilen Mahmut Sütcü, Ekim ayında görevinden alınmış; ardından Muhsin Atcı atanmıştır.

Daha önce SPK Başkanlığı yapan İbrahim Ömer Gönül hakkında ise fon soruşturması kapsamında görevi kötüye kullanma iddiasıyla soruşturma izni verilmiştir. Elbette soruşturma izni verilmesi, suçun işlendiğinin kanıtlandığı anlamına gelmez. Ancak bütün bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde kamuoyunun cevap beklediği önemli bir soru ortaya çıkmaktadır:

SPK'da yalnızca yöneticiler mi değişmektedir, yoksa yönetim ve denetim anlayışında köklü bir değişikliğe mi gidilmektedir? Çünkü kurumlarda yaşanan sorunların çözümü, sadece başkan değişiklikleriyle mümkün değildir.

Denetim süreçleri, karar alma mekanizmaları ve kurumsal sorumluluklar aynı kaldığı sürece yeni yöneticilerin de benzer sorunlarla karşılaşması kaçınılmazdır.

Fonlarda yaşananlar SPK'nın denetim anlayışını sorgulatıyor

SPK'nın 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, 2025 yılının son çeyreğinde bazı yatırım fonları aracılığıyla, düşük fiilî dolaşım oranına sahip hisselerde ekonomik gerçeklerle açıklanamayan fiyat hareketleri gözlemlendiği belirtilmiştir.

Bu açıklama son derece önemlidir.

Demek ki belirli fonların piyasa üzerindeki olağandışı etkileri daha önce fark edilmiş ve düzenleme çalışmalarına başlanmıştır.

Öyleyse şu soruların cevaplandırılması gerekmektedir:

  • Olağandışı işlemler ilk olarak hangi tarihlerde tespit edilmiştir?

  • Bu işlemlere karşı hangi koruyucu ve önleyici tedbirler alınmıştır?

  • Piyasa gözetiminden sorumlu birimlerin uyarıları zamanında değerlendirilmiş midir?

  • SPK ile Borsa İstanbul arasındaki bilgi paylaşımı yeterince hızlı ve etkili gerçekleşmiş midir?

  • Riskli fonların büyümesi ve yatırımcıların zarar görmesi daha erken müdahalelerle önlenebilir miydi?

Bu soruların sorulması, geçmiş yöneticilerin peşinen suçlanması anlamına gelmez. Aksine, kamu yönetiminin en temel ilkesi olan hesap verebilirliğin gereğidir.

28 Ekim 2026 tarihli resmî açıklamaya göre, tasfiye sürecindeki fonlara ilişkin 71 bin 899 hesaba toplam 68 milyar liralık ayni ve nakdî tasfiye ödemesi yapılmıştır.

Bu ölçekte bir tasfiye sürecinin yaşanması, yalnızca ortaya çıkan sonuçların giderilmesini değil, bu sonuçlara yol açan risklerin neden yeterince erken önlenemediğinin de araştırılmasını gerektirir.

Burada Borsa İstanbul yönetiminin rolü de göz ardı edilmemelidir. Borsa İstanbul'un piyasa gözetimi ve olağandışı işlem hareketlerine ilişkin sorumlulukları ile SPK'nın düzenleme ve denetleme yetkileri birlikte değerlendirilmelidir.

Denetimin başarısı, yalnızca usulsüzlük gerçekleştikten sonra ceza verilmesiyle değil, usulsüzlüğün zamanında fark edilmesi ve mümkünse önlenmesiyle ölçülmelidir.

SPK'nın bağımsızlığı kâğıt üzerinde kalmamalıdır

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca SPK, idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu tüzel kişisidir.

Bu özerkliğin anlamı, Kurulun kararlarını hukuka, somut verilere ve piyasanın ihtiyaçlarına göre almasıdır.

Ne var ki hukuken bağımsız olmakla fiilen bağımsız hareket edebilmek her zaman aynı şey değildir.

Özellikle siyasi, bürokratik veya ekonomik bakımdan güçlü kişi ve kuruluşların dahil olduğu işlemlerde Kurulun nasıl davranacağı, bağımsızlığının en önemli göstergesidir.

Yeni yönetimin gerçek sınavı da burada başlayacaktır.

SPK, küçük yatırımcı karşısında güçlü, büyük sermaye grupları karşısında çekingen bir kurum görüntüsü veremez.

Hukuk kuralları herkes için aynı şekilde uygulanmalıdır.

Bir şirketin büyüklüğü, yöneticisinin bağlantıları veya piyasadaki ağırlığı, denetimin kapsamını ve kararlılığını değiştirmemelidir.

Ayrıca yeni yöneticilerin ağırlıklı olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı bürokrasisinden gelmesi, kurumsal özerkliğin uygulamada nasıl korunacağı sorusunu daha da önemli hale getirmektedir.

Yeni SPK yönetimi ne yapmalıdır?

Yeni yönetimin öncelikle geçmiş dönemde ortaya çıkan denetim sorunlarını bütün yönleriyle değerlendirmesi gerekmektedir.

Bunun için şu adımların atılması önemlidir:

Birincisi, geçmişte alınan kritik denetim kararları ve işlem yapılmayan önemli uyarılar, hukuki sınırlar ve soruşturmaların gizliliği gözetilerek bağımsız bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

İkincisi, yatırım fonları, portföy yönetim şirketleri ve halka açık şirketler arasındaki ilişkili taraf işlemlerini izleyen risk esaslı denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.

Üçüncüsü, SPK ile Borsa İstanbul, MASAK, Takasbank ve diğer ilgili kuruluşlar arasındaki veri paylaşımı ve erken uyarı sistemi geliştirilmelidir.

Dördüncüsü, SPK'nın önemli kararlarında şeffaflık ve gerekçelendirme standartları yükseltilmeli, yatırımcının kamuoyuna açıklanabilecek bilgileri zamanında öğrenmesi sağlanmalıdır.

Beşincisi, Kurul üyelerinin çıkar çatışmalarından uzak biçimde görev yapmasını sağlayan etik ve kurumsal güvence mekanizmaları etkili şekilde işletilmelidir.

Altıncısı, piyasa gözetimi alanında çalışan uzmanların mesleki bağımsızlığı korunmalı, liyakat ve uzmanlık esaslı bir kurumsal yapı güçlendirilmelidir.

Koltuk değiştirmek kolay, güven inşa etmek zordur

Muhsin Atcı, Ersin Başar Ekmekci ve Yasemin Girici'nin mesleki birikimleri, yeni SPK yönetimi açısından önemli bir imkân oluşturabilir. Ancak SPK'nın sorunları yalnızca yönetici tercihleriyle açıklanabilecek kadar basit değildir.

Önümüzde, denetimin zamanlamasından kurumsal sorumluluğa, yatırımcıların korunmasından piyasa güveninin yeniden tesisine kadar uzanan ciddi meseleler bulunmaktadır.

Yeni yönetim, geçmişte yaşananları yalnızca devralınmış sorunlar olarak görmek yerine bunlardan ders çıkararak kurumsal bir dönüşüm başlatmalıdır.

Unutulmamalıdır ki SPK'nın asli görevi güçlü şirketleri memnun etmek, sermaye gruplarının taleplerini karşılamak veya piyasalardaki sorunların üzerini örtmek değildir.

SPK'nın görevi, sermaye piyasasını herkes için güvenilir hale getirmek ve yatırımcıların haklarını korumaktır.

Bu nedenle yeni yönetime sorulması gereken en önemli soru şudur:

Geçmişte yaşananlardan sorumlu olanların tespit edilmesini ve benzer olayların tekrar yaşanmamasını sağlayacak hangi somut adımları atacaksınız? Çünkü yatırımcıların ihtiyacı yeni isimler görmek değil; adil, şeffaf ve güvenilir bir piyasada işlem yapabilmektir.

SPK'da başkan değişti. Şimdi sıra, denetim anlayışının değiştiğini göstermekte.

Aksi halde isimler değişir, koltuklar el değiştirir, fakat kaybeden yine yatırımcı olur.