Borsa İstanbul’un yalnızca piyasanın işleyişi bakımından değil, kendi yönetim yapısı bakımından da şeffaflık ve kurumsal yönetim ilkelerine örnek olması bekleniyor.

Borsa İstanbul Yönetim Kurulunda aynı zamanda devletin son derece kritik makamlarında görev yapan isimlerin bulunmasıdır. Bir taraftan bakılınca en yüksek devlet memuru ile güçlendirilmiş bir yönetim demek de mümkün. Ancak ortaya çıkan manzara hiçte öyle değil.

Mevcut yapı içerisinde Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Salih Tanrıkulu, Borsa İstanbul’da bağımsız yönetim kurulu üyesi ve başkan vekili; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran da yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmaktadır.

Tartışılan husus, söz konusu kişilerin mesleki yeterliliği değildir

Burada tartışılan husus, söz konusu kişilerin mesleki yeterliliği değildir. Asıl mesele, bu derece ağır kamu görevlerinin yanında Borsa İstanbul gibi büyük sorumluluk gerektiren bir kurumun yönetim kurulu üyeliğinin de aynı kişiler üzerinde toplanmasının kurumsal yönetim açısından ne kadar sağlıklı olduğudur. Çünkü bir yönetim kurulu üyeliği yalnızca ikinci bir unvan anlamına gelmemektedir.

Yönetim kurulu üyelerinin kurumun önüne gelen dosyaları incelemesi, riskleri değerlendirmesi, gerektiğinde yönetime itiraz etmesi, şirket stratejisini takip etmesi ve iç kontrol ile risk yönetimi süreçlerinde aktif sorumluluk üstlenmesi gerekir. Dolayısıyla tartışılması gereken temel konulardan biri zamandır. Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı gibi görevlerin her biri başlı başına yoğun çalışma ve dikkat gerektirmektedir. Bu nedenle aynı kişilerin Borsa İstanbul yönetimine ne ölçüde zaman ve enerji ayırabildiği sorgulanmalıdır.

Özellikle Salih Tanrıkulu’nun konumu ise diğerlerinden daha önemlidir. Tanrıkulu’nun hem Devlet Denetleme Kurulu Başkanı hem de Borsa İstanbul’da bağımsız yönetim kurulu üyesi ve başkan vekili olması, doğrudan bir hukuka aykırılık iddiası olarak değil, bağımsızlık ve kurumsal görünüm açısından tartışılması gereken bir durum olarak ele alınmalıdır.

Kurumsal yönetim yalnızca kanunlara şeklen uygunluk değildir

Kurumsal yönetim yalnızca kanunlara şeklen uygunluk meselesi değildir. Bir kurumun dışarıdan nasıl göründüğü, yatırımcıda nasıl bir güven oluşturduğu ve olası çıkar çatışmalarını nasıl yönettiği de önemlidir. Özellikle denetim görevi bulunan bir kamu makamıyla sermaye piyasalarının merkezindeki bir kurumun yönetim görevinin aynı kişide birleşmesi hâlinde, bağımsızlık algısının nasıl korunacağı açık ve şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır.

Yönetim kurulu oluşturulurken makamlarının yüksekliği belirleyici olmamalıdır

Bir başka önemli tartışma, Borsa İstanbul yönetim kurulunun nasıl bir uzmanlık yapısına sahip olması gerektiğidir. Yönetim kurulu oluşturulurken temel ölçünün kişilerin kamudaki makamlarının yüksekliği değil, Borsa İstanbul’a sağlayacakları katkı olması gerektiği açıktır.

Sermaye piyasaları son derece teknik ve karmaşık bir alandır. Bu nedenle yönetim kurulunda finans, bankacılık, uluslararası piyasalar, risk yönetimi, finansal teknoloji, siber güvenlik, hukuk ve yatırımcı davranışları gibi farklı alanlarda uzman kişilerin bulunması önem taşımaktadır. Devlet tecrübesinin kuruma katkısı elbette önemlidir; ancak bunun yanında farklı mesleki birikimlerin ve piyasa tecrübesinin de yönetim kurulunda temsil edilmesi gerekir.

Bu noktada Türkiye’de daha geniş bir kamu yönetimi sorunu da gündeme gelmektedir. Bazı üst düzey kamu yöneticilerinin asıl görevlerinin yanında çeşitli şirketlerde, kurullarda, komisyonlarda, vakıflarda veya danışma yapılarında da görev alması, sorumlulukların aynı kişiler üzerinde yoğunlaşmasına yol açabilmektedir.

Oysa Türkiye’de sermaye piyasaları, bankacılık, finans, hukuk ve teknoloji alanlarında yetişmiş çok sayıda profesyonel ve akademisyen bulunmaktadır. Bu nedenle yönetim kurullarında yalnızca görev çeşitliliğinin değil, kişi ve uzmanlık çeşitliliğinin de artırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bir başka konu ise olası görev çatışmalarıdır.

Bir kişinin birden fazla görevinin bulunması tek başına sorun oluşturmayabilir. Ancak görevlerin niteliği ağırlaştıkça, farklı görevlerden kaynaklanan sorumlulukların aynı olayda karşı karşıya gelme ihtimali de artmaktadır. Böyle durumlarda hangi görevin öncelikli olacağı, kişinin hangi süreçlerden çekileceği ve olası çıkar çatışmalarının nasıl yönetileceği önceden belirlenmiş açık kurallara bağlanmalıdır.

SGK'nın 'görevde yükselme yönetmeliğinde' kritik bir değişiklik!
SGK'nın 'görevde yükselme yönetmeliğinde' kritik bir değişiklik!
İçeriği Görüntüle

Borsa İstanbul açısından bu mesele daha da önemlidir. Çünkü Borsa İstanbul, diğer şirketlere şeffaflık, hesap verebilirlik ve kurumsal yönetim standartlarını anlatan bir piyasa kurumudur. Bu nedenle kendi yönetim sisteminde de mümkün olan en yüksek şeffaflığın bulunması gerekir.

Yönetim kurulu üyelerinin hangi uzmanlıkları nedeniyle seçildikleri, hangi komitelerde görev yaptıkları, toplantılara hangi oranda katıldıkları, diğer görevlerinin Borsa İstanbul’daki sorumluluklarını etkileyip etkilemediği ve olası çıkar çatışmalarının nasıl yönetildiği konusunda kamuoyunun yeterli bilgiye ulaşabilmesi önemlidir.

Sonuç olarak temel sorun kişilerden ziyade sistemseldir. Bugün görev yapan isimler yarın değişebilir; ancak aynı sistem devam ettiği sürece benzer tartışmaların tekrar ortaya çıkması mümkündür.

Bu nedenle Borsa İstanbul yönetimine ilişkin temel soru, “Bu kişi devlette hangi makamda bulunuyor?” olmamalıdır. Asıl sorulması gereken, “Bu kişi Borsa İstanbul’a hangi uzmanlığı ve tecrübeyi kazandıracak, bu göreve ne kadar zaman ayırabilecek ve olası görev çatışmaları nasıl yönetilecek?” sorularıdır.

Borsa İstanbul gibi yatırımcı güveninin temel olduğu bir kurum açısından mesele yalnızca mevzuata uygunluk değildir. Şeffaflık, bağımsızlık, uzmanlık, hesap verebilirlik ve kurumsal güvenin birlikte sağlanması gerekir.

Bu nedenle kritik kamu görevlerini yürüten isimlerin Borsa İstanbul yönetiminde de görev almasının gerekliliği ve bunun kurumsal yönetim açısından oluşturduğu sonuçlar açık biçimde tartışılmalıdır. Asıl amaç, kişileri hedef almak değil; Borsa İstanbul yönetiminde görevlerin, sorumlulukların ve uzmanlıkların daha sağlıklı bir kurumsal yapı içerisinde dağıtılmasını sağlamaktır.Formun Üstü