Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon skandalıyla ilgili olarak çok net mesajlar vererek şu ifadeleri söyledi: “17 Eylül’den itibaren attığımız kararlı adımlarla sorunu kontrol altına aldık. Tam yetkiye sahip Fon Koordinasyon Kurulumuzu süratle oluşturduk. Tıpkı bir cerrah titizliğiyle operasyonu yürütüyoruz. Kararlı, dikkatli ve çok hassas adımlarla meseleyi hakkaniyete en uygun şekilde çözüyoruz. “
“Kimse kusura bakmasın! Benim esnaf kardeşim helalinden kazanmak için adeta kılı kırk yararken piyasa düzenbazlıklarıyla 3 lirasını sadece 3-5 ayda ona, yirmiye, otuza katlayana asla tolerans göstermeyecek, sağladığı fahiş kazancın bedelini ona mutlaka ödeteceğiz.”
"Başdanışmanın Yönetim Kurulu üyeliğine atanması da alınması da tartışma çıkarttı" başlıklı 02.01.2026 tarihli haberimizde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Fecir Alptekin'in Tera Yatırım yönetim kuruluna atanması, ardından bağımsız üyelik kriterleri gerekçe gösterilerek görevinden ayrılmasını masaya yatırmıştık.
Gelinen noktada ise ortalık fena halde karıştı ama açıkça disiplin suçu işleyen Başdanışman hakkında hiçbir işlem yapılmadı ve görevine de devam ediyor.
Hiç kimse buna normal bir olay olarak bakamaz ve bakmıyor da.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Fecir Alptekin'in Tera Yatırım yönetim kuruluna atanması, ardından bağımsız üyelik kriterleri gerekçe gösterilerek görevinden ayrılması, bugün Tera fonları etrafında yaşanan gelişmeler ışığında yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir olaydır.
Kamu görevinde bulunanların dikkat etmesi gereken en önemli hususlardan biri de özel şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev almalarına ilişkin sınırlamalardır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 28'inci maddesi, memurların ticari faaliyetlerine önemli yasaklar getirirken, 125'inci maddesi de bu yasaklara aykırılığı belirli şartlarda disiplin yaptırımına bağlamaktadır.
Ancak burada önce ilgili kişinin hukuki statüsünün ve varsa özel mevzuat hükümlerinin belirlenmesi gerekir.
Meseleyi somut bir örnek üzerinden inceleyelim.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Tera'nın yönetim kurulunda!
2018 yılında Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığına getirilen Fecir Alptekin, Nisan 2025'te de Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu üyeliğine yeniden atandı.
10 Kasım 2025 tarihinde ise Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ'nin bağımsız yönetim kurulu üyeliğine getirildi.
Üstelik yalnızca yönetim kurulu üyesi yapılmadı. Kendisine Kurumsal Yönetim Komitesi Başkanlığı ile Denetim ve Riskin Erken Saptanması Komitesi üyelikleri de verildi.
İşin düşündürücü tarafı tam da burasıdır.
Kamu yönetiminin üst düzeyinde görev yapan bir ismin, özel bir finans kuruluşunun yönetiminde, üstelik denetim ve risklerin değerlendirilmesinden sorumlu komitelerinde görev alması hangi hukuki değerlendirmeye dayanıyordu?
Bu atama sırasında Cumhurbaşkanlığı makamından herhangi bir görüş alındı mı? Alptekin'in kamu personeli statüsü incelendi mi? Özel şirket yönetim kurulu üyeliğiyle ilgili yasaklar değerlendirildi mi?
Bağımsızlık beyanındaki önemli ayrıntı
Alptekin'in atama sırasında düzenlediği 10 Kasım 2025 tarihli bağımsızlık beyanında, kamu kurum ve kuruluşlarında tam zamanlı çalışmadığına ilişkin bir ifade bulunuyor. Oysa kendisi kamuoyunda Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak biliniyordu.
Elbette Cumhurbaşkanı Başdanışmanı unvanını taşıyan herkesin hukuki statüsünün doğrudan 657 sayılı Kanun'a tabi memur statüsüyle aynı olduğu varsayılamaz. Ancak tam da bu nedenle şu soruların cevaplanması gerekiyor:
Fecir Alptekin, Tera Yatırım'a atandığı tarihte hangi personel statüsüne sahipti? Kamu görevini tam zamanlı mı yürütüyordu? Özel şirket yönetim kurulu üyeliğine engel oluşturabilecek bir mevzuat hükmüne tabi miydi?
Bu soruların cevabı verilmeden atamanın hukuka uygunluğu konusunda sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.
Göreve gelmesi kadar ayrılması da düşündürücü!
İşin daha dikkat çekici tarafı ise 1 Ocak 2026 tarihinde yaşandı.
Tera Yatırım, Kamuyu Aydınlatma Platformuna yaptığı bildirimle Fecir Alptekin'in yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığını açıkladı.
Ayrılış gerekçesi olarak SPK'nın II-17.1 sayılı Kurumsal Yönetim Tebliği'ndeki bağımsızlık kriterlerinin 4.3.6(ç) bendine işaret edildi.
Bu bent, üniversite öğretim üyeliğine ilişkin istisna saklı kalmak üzere, bağımsız yönetim kurulu üyesinin kamu kurum ve kuruluşlarında tam zamanlı çalışmamasını öngörüyor.
Şimdi soralım:
1- 1 Ocak 2026 tarihinde gündeme gelen bu bağımsızlık meselesi, 10 Kasım 2025 tarihinde atama yapılırken neden açıklığa kavuşturulmadı?
2- Atama sırasında bilinen kamu görevi, sonradan mı farklı değerlendirildi? Yoksa personel statüsüne ilişkin yeni bir bilgi mi ortaya çıktı?
3- Daha önemlisi, ilgili şirketin bağımsız üyelik koşullarını başlangıçta nasıl değerlendirdiği kamuoyuna yeterince açıklandı mı?
Bir görevden ayrılmak, o göreve atanma sürecindeki muhtemel hukuki aykırılıkların incelenmesi ihtiyacını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Tera fon krizi bu atamayı neden daha önemli hale getirdi?
17 Eylül 2026'da SPK, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi.
Bu şirketlerden biri de Tera Portföy Yönetimi A.Ş. idi.
Burada önemli bir şirketler hukuku bağlantısı bulunuyor.
Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Tera Portföy Yönetimi AŞ'nin sermayesinin yüzde 99'una sahip. Dolayısıyla Alptekin'in yönetim kurulunda görev aldığı şirket, daha sonra fon tasfiyesi sürecine giren Tera Portföy'ün hâkim ortağı konumundadır.
Bu bağlantı, Alptekin'in fon işlemlerinde herhangi bir hukuka aykırılığa katıldığını göstermez. Nitekim kendisi, büyük tasfiye kararından aylar önce yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmıştır.
Fakat söz konusu ortaklık ilişkisi, kamu görevlilerinin özel finans kuruluşlarının yönetiminde bulunmasının oluşturabileceği çıkar çatışması ve kurumsal bağımsızlık tartışmasını önemli hale getiriyor.
Bağımsız yönetim kurulu üyeliği, yalnızca bir unvan değildir. Şirket yönetiminin denetlenmesi, risklerin sorgulanması ve yatırımcı menfaatlerinin korunması bakımından sorumluluk doğuran bir görevdir.
Bu nedenle Alptekin'in görev yaptığı dönemde denetim ve risk komitelerinde hangi çalışmaların yapıldığı, hangi kararların alındığı ve kendisinin bu süreçlerde nasıl bir görev üstlendiği de kurumsal yönetim bakımından açıklanmaya değer konulardır.
657 sayılı Kanun yönünden inceleme yapılmalı mı?
657 sayılı Kanun'un 28'inci maddesi, memurların ticaret ve sanayi müesseselerinde görev almalarını, kanunda belirtilen istisnalar dışında yasaklamaktadır.
Aynı Kanun'un 125/D-(h) maddesi ise yasaklanan ticari ve kazanç getirici faaliyetlerde bulunmayı kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiiller arasında saymaktadır.
Dolayısıyla Alptekin'in atama tarihinde 657 sayılı Kanun'a tabi memur statüsünde bulunduğu ve özel bir istisnadan yararlanmadığı belirlenirse, konunun disiplin hukuku bakımından değerlendirilmesi gerekir. Ancak disiplin sorumluluğu ile ceza sorumluluğu birbirinden farklıdır. Salt bu atamadan hareketle suç işlendiği sonucuna varılamaz.
İncelenmesi gereken mesele; atamanın hangi mevzuata dayandığı, kişinin görev statüsü, herhangi bir izin veya istisnanın bulunup bulunmadığı ve bağımsızlık beyanının hukuki dayanağıdır.
Cumhurbaşkanlığı bu konuda ne yaptı?
Konunun kamu yönetimi bakımından bir başka boyutu daha bulunuyor.
Cumhurbaşkanlığı bünyesinde görev yapan üst düzey bir ismin özel finans kuruluşuna yönetim kurulu üyesi olarak atanması, yalnızca ilgili kişinin ve şirketin değerlendirmesine bırakılabilecek sıradan bir işlem olarak görülmemelidir.
Böyle bir görevlendirmede kamu görevinin niteliği, olası çıkar çatışmaları ve kamu kurumlarının itibarı da dikkate alınmalıdır.
Bu kapsamda Cumhurbaşkanlığına ve ilgili denetim mercilerine şu soruların yöneltilmesi yerinde olacaktır:
-
Alptekin'in özel şirket yönetim kurulu üyeliğinden Cumhurbaşkanlığının haberi var mıydı?
-
Atama öncesinde herhangi bir hukuki uygunluk incelemesi yapıldı mı?
-
SPK bağımsız üyelik kriterlerine ilişkin aykırılık ihtimalini hangi aşamada değerlendirdi?
-
Görevden ayrılmasının ardından atama sürecine ilişkin idari bir inceleme başlatıldı mı?
-
Tera grubundaki görev dönemi bakımından herhangi bir çıkar çatışması değerlendirmesi yapıldı mı?
Bu soruların cevaplandırılması, ilgili kişinin suçlu ilan edilmesi değil, kamu yönetiminde açıklık ve hesap verebilirliğin sağlanması açısından önem taşıyor.
Yönetim kurulu üyeliğinden ayrılınca mesele kapanmış olmaz
Fecir Alptekin yaklaşık iki ay süren yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldı.
Aradan aylar geçti. Ardından Tera Portföy'ün de etkilendiği büyük fon tasfiyesi gündeme geldi.
Şimdi hem sermaye piyasalarının güvenilirliği hem de kamu görevlilerinin özel şirketlerdeki görevlerine ilişkin hukuki sınırlar çok daha dikkatli biçimde tartışılmalıdır.
Bir kamu görevlisinin özel şirket yönetimine atanması hukuka aykırıysa, sonradan görevinden ayrılması geçmiş işlemin incelenmesine engel değildir. Atama hukuka uygunsa da bunun dayanağı kamuoyuna açıklanabilir.
Kamu yönetiminde güven, yalnızca yanlışlardan uzak durmakla değil, tereddüt doğuran işlemleri açıklığa kavuşturmakla sağlanır.
Sonuç olarak ortada cevap bekleyen kritik bir soru bulunuyor: Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak bilinen Fecir Alptekin'in, Tera Yatırım'ın yönetim ve denetim mekanizmalarında görev alması baştan hukuka uygun muydu; değilse bunun idari sorumluluğu değerlendirildi mi? Çünkü kamu görevinde esas olan yalnızca makamın ağırlığı değil, o makamın gerektirdiği hukuki ve etik sorumluluktur.
Unutulmamalıdır: Özel şirketten istifa etmek mümkündür; ancak kamu görevindeki hesap verme sorumluluğu, istifayla kendiliğinden ortadan kalkmaz.
Son olarak bu kişi hala Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak görevine devam ediyor mu acaba? Aksi yönde bir haber göremedik de.




