Turan, “Yanlış yapan çekilsin kenara” diyerek AK Parti içerisindeki bazı isimlere mesaj verdi. Ardından, “AK Partili bir adamın yüzünü yere düşürmeye hiç kimsenin hakkı yok” ifadelerini kullandı.
Henüz Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporunun açıklanmadığını belirterek rapor çıktığında kimlerin işin içerisinde olduğunun görüleceğini söyledi.
Bülent Turan'ın yanlış yapanların korunmaması gerektiğine ilişkin sözlerine katılmamak mümkün değil. Ancak burada asıl dikkat çekilmesi gereken husus, bu sözlerin içeriğinden ziyade kimin tarafından, hangi sıfatla ve nerede söylendiğidir. Çünkü Bülent Turan bugün bir siyasetçi değil, İçişleri Bakan Yardımcısıdır. Yani siyasi geçmişi bulunan, ancak bugün devletin üst düzey bürokratik makamlarından birini işgal eden kamu görevlisidir.
Bakan yardımcılığı, siyasi parti sözcülüğü değildir
Bülent Turan'ın geçmişte milletvekilliği ve AK Parti Grup Başkanvekilliği yapmış olması bu gerçeği değiştirmez. Kamu yönetiminde esas olan, geçmişte hangi görevlerde bulunduğunuz değil, bugün hangi makamın sorumluluğunu taşıdığınızdır.
Üstelik mesele yalnızca kamu yönetimi etiğiyle de sınırlı değildir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 7'nci maddesi kamu görevlilerinin siyasi tarafsızlığını açıkça düzenlemektedir. Aynı Kanun'un 59'uncu maddesinde bakan yardımcılıkları istisnai memuriyetler arasında sayılmış, 61'inci maddesinde ise istisnai memuriyetlere atananların da Kanun'un diğer hükümlerine tabi oldukları belirtilmiştir.
Dolayısıyla bakan yardımcılarının siyasi tarafsızlık yükümlülüğünü yok saymak mümkün değildir.
Elbette bakan yardımcıları, görevleri gereği hükümet politikalarının uygulanmasında sorumluluk üstlenir. Ancak hükümet politikalarını uygulamakla bir siyasi partinin teşkilat sözcüsü gibi davranmak birbirinden farklıdır.
Devletin bakan yardımcısı, bir siyasi partinin mensuplarının yüzünü yere düşürmemek için değil, milletin devlete duyduğu güveni korumak için görev yapar.
İşte tam da bu nedenle Turan'ın açıklamalarında önemli bir çelişki bulunmaktadır.
Bir taraftan fon soruşturmasında yanlış yapanların ortaya çıkarılmasını ve hesap vermesini istiyor. Diğer taraftan meseleyi AK Parti teşkilatlarının mahcubiyeti üzerinden değerlendiriyor.
Halbuki fon soruşturmasının temel meselesi herhangi bir siyasi partinin itibarını korumak değildir. Asıl mesele, kamu gücünün ve kamu görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığının ortaya çıkarılmasıdır.
Bu süreçte bir siyasi partinin mensubu da bulunabilir, bürokrat da iş insanı da. Önemli olan, hukuka aykırı davranışların somut delillerle ortaya konulması ve sorumlular hakkında gerekli işlemlerin yapılmasıdır.
DDK raporu da bu bakımdan önemlidir. Ancak raporun görevi siyasi hesaplaşmaya malzeme üretmek değil, varsa idari aksaklıkları, denetim eksikliklerini ve sorumlulukları ortaya koymaktır. Suçluluk konusunda nihai hükmü ise bağımsız ve tarafsız mahkemeler verir.
Bürokratın görevi meydanlardan mesaj vermek değildir
Bürokratın görevi meydanlardan mesaj vermek değil, yetkisi dahilinde hukukun gereğini yerine getirmektir.
Bir başka hususa daha dikkat çekmek gerekiyor.
Türkiye'de üst düzey kamu yöneticilerinin siyasi kimliklerini bürokratik görevlerine taşımaları giderek daha fazla tartışılması gereken bir sorun haline gelmiştir.
Siyasetçi gibi konuşan, parti teşkilatlarına hitap eden, siyasi mesajlar veren bir bakan yardımcısının yönettiği idari teşkilatta tarafsızlık algısı nasıl korunacaktır?
Aynı açıklamaları bir vali, kaymakam veya genel müdür yapsaydı nasıl karşılanırdı?
Kamu yönetiminde kurallar kişilere ve unvanlara göre değişmemelidir.
Bülent Turan'ın yanlış yapanların kenara çekilmesi gerektiğine ilişkin çağrısı yerindedir. Ancak bu çağrının siyasi bir meydan konuşması yerine kamu yönetiminin tarafsızlığına uygun bir üslupla yapılması çok daha anlamlı olurdu.
Sonuç olarak Bülent Turan'a hatırlatılması gereken basit bir ilke var: Siyasetçi siyasi konuşur, bürokrat ise hukuk ve görev sınırları içerisinde hareket eder.
Siyaset meydanında söylenen sözler alkış getirebilir. Ancak kamu yönetiminde asıl değerli olan alkış değil, hukuka bağlılık ve kurumsal itibardır. Çünkü makamlar kişilerin siyasi geçmişine göre şekillenmez; o makama gelenler davranışlarını makamın gereklerine göre şekillendirmek zorundadır.





