Yıldıray Oğur’un son yazısı, finans dünyasındaki ilişkiler ağının ne kadar düşündürücü boyutlara ulaşabildiğini gözler önüne seriyor.
Türkiye Sigorta’nın eski Genel Müdürü Taha Çakmak hakkında, kamu kontrolündeki şirketin kaynaklarını Tera fonlarına yönlendirdiği ve karşılığında 1 milyon dolar rüşvet aldığı iddiası bulunuyor. Ancak mesele yalnızca bir rüşvet iddiasından ibaret değil.
Çakmak’ın, Tera Grubu’nun Grainturk hisselerine yatırım yapmasını istediği öne sürülüyor. Grainturk’ün yönetiminde ise Çakmak’ın BDDK Başkan Yardımcılığı dönemindeki amiri, eski BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben’in oğlu Ahmet Emir Akben bulunuyor.
Dahası, Tera Yatırım Bankası’nın kuruluş ve faaliyet izinlerinde Mehmet Ali Akben’in imzası var.
İlişkiler burada da bitmiyor. Aynı BDDK Kurulunda görev yapan Mustafa Balcı’nın oğlu İskender Balcı da fon tartışmalarında adı geçen Özata Denizcilik’in yönetiminde yer almış. İskender Balcı, eski Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in de damadı. Şükür ki bu kişi geçen hafta görevden alındı.
Ne kadar ilginç değil mi? Bankalara izin verenler, kamu kaynaklarını yönetenler ve bu kaynaklarla ilişkili özel şirketlerin yönetiminde görev alan yakınları aynı finans çevresinde karşımıza çıkıyor.
Elbette akrabalık veya geçmişte birlikte çalışmış olmak tek başına suçun kanıtı değildir. Ancak bu ilişkilerin kamu kaynaklarının kullanımını etkileyip etkilemediği mutlaka araştırılmalıdır.
Kamu kaynakları kamu yararı için mi yönetiliyor, yoksa belirli çevrelerin menfaatleri için mi kullanılıyor sorusu önem arz ediyor.
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bir soruşturmanın değil, kamu yönetimindeki şeffaflık ve hesap verebilirliğin de sınavı olacaktır.
Çünkü devletin parası kimsenin aile sermayesi, kamu makamları da kimsenin özel ilişki ağı değildir!





