Ünlü'nün sosyal medya hesabından yayımladığı yazısı şöyle:

"Düşenin dostu olmaz diye boşuna söylenmemiştir. Geride hoş bir sada bırakamamak kadar kötü bir akibet yoktur herhalde.

Yıllardır söylüyorum: İnsan yukarılara çıktıkça rüzgâr daha sert eser. Makamınız büyüdükçe, etkiniz arttıkça, sözünüz daha fazla dinlenmeye başladıkça yalnızca imkânlarınız değil, üzerinizdeki dikkat de artar. Attığınız adımlar daha görünür, söylediğiniz sözler daha kayda değer, yaptığınız hatalar ise daha az affedilir hâle gelir.

Bu yüzden özellikle kamusal görev üstlenenlerin, yöneticilerin, siyasetçilerin ve bürokratların çok temel bir gerçeği hiçbir zaman unutmaması gerekir: Bir gün bugün sahip olduğunuz güç elinizden çıkabilir.

Asıl mesele de zaten o gün başladığında ortaya çıkar.

Makamdayken çevrenizde büyük bir kalabalık oluşabilir. Telefonlarınız susmaz. Davetler artar. İnsanlar size ulaşabilmek için aracılar koyar. Dün sizi tanımayanlar bugün eski dostmuş gibi davranmaya başlayabilir. Siz konuşurken herkes dikkatle dinler; yaptığınız sıradan bir değerlendirme bile önemli bir fikir gibi aktarılır.

Fakat bütün bunların önemli bir kısmı size değil, oturduğunuz koltuğa gösterilen ilgidir. Yıllar önce merhum Nasreddin Hoca boşuna ye kürküm ye dememiştir.

Bunu anlamanın en kesin yolu ise o koltuktan kalkmaktır.

Hele bir düşmeye görün...

Dün size ulaşabilmek için kırk takla atanların telefonlarınıza çıkmadığını, sizi gördüğünde yolunu değiştirdiğini, aynı masada oturmak için yarışanların artık sizi tanımıyormuş gibi davrandığını görebilirsiniz. Daha da önemlisi, güçlü olduğunuz dönemde sesini çıkarmayan mevcut ve potansiyel rakiplerinizin ne kadar acımasız olabildiğine şahit olabilirsiniz.

Siyasetin de bürokrasinin de hafızası bazen sanıldığından çok daha uzundur.

Bugün yaptığınız küçük bir işlem, yıllar sonra önünüze getirilebilir. Bugün önemsemediğiniz bir imza, yarın uzun uzun sorgulanabilir. Bugün çevrenizdeki insanların “Bir şey olmaz” diyerek normalleştirdiği bir davranış, şartlar değiştiğinde hakkınızda en ağır eleştirilerin dayanağı hâline gelebilir.

İşte tam da bu nedenle, önemli görevlerde bulunanların kendilerini sürekli olarak şeffaf bir camın içerisinde yaşıyormuş gibi görmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Yaptığınız her işlemin bir gün başkaları tarafından görülebileceğini düşünün.

Attığınız her imzanın bir gün önünüze konulabileceğini düşünün.

Gönderdiğiniz her mesajın, verdiğiniz her talimatın, yaptığınız her atamanın, kullandığınız her yetkinin bir gün “Neden böyle yaptınız?” sorusuyla karşılaşabileceğini varsayın.

Ve kararınızı buna göre verin.

Bu yaklaşım insanı korkak yapmaz. Tam tersine, daha dikkatli, daha sorumlu ve daha adil yapar.

Çünkü gücün en büyük tehlikesi, insana hesap vermeyeceği duygusunu vermesidir.

Uzun süre aynı makamda kalan bazı insanlar zamanla bulundukları yeri kendilerinin doğal hakkı zannetmeye başlarlar. Kurumla kendileri arasındaki sınır bulanıklaşır. Kamu yetkisiyle kişisel tercih birbirine karışır. Çevrede sürekli “Evet efendim” diyen insanlar varsa kişi hatalarının farkına varamaz hâle gelir.

Oysa hiçbir makam kalıcı değildir.

Bugün başkasının oturduğu koltukta siz varsınız. Yarın sizin oturduğunuz koltukta başka biri olacak.

Asıl önemli olan, o koltuktan kalktığınızda geriye ne bıraktığınızdır.

Kırgın insanlar mı?

Haksızlığa uğradığını düşünenler mi?

Hesabı verilemeyecek kararlar mı?

Çok kibirliydi diyenler mi?

Yoksa aradan yıllar geçmesine rağmen “Görevini hakkıyla yaptı” dedirtecek bir yönetim anlayışı mı?

İnsanın gerçek itibarı makamdayken anlaşılmaz. Çünkü makamın itibarı çoğu zaman kişinin kendi itibarıyla karıştırılır. Gerçek itibar, yetki sona erdikten sonra ortaya çıkar.

Dün kapınızda bekleyenlerin bugün hâlâ size selam verip vermediği önemlidir.

Daha da önemlisi, görev yaptığınız dönemde size muhalif olanların bile yıllar sonra hakkınızda, “Bize karşıydı ama adaletsizlik yapmadı” diyebilmesidir.

Bence yöneticilikte ulaşılabilecek en yüksek seviyelerden biri de budur.

Çünkü makam geçicidir; fakat insanlara bıraktığınız iz çok daha uzun yaşar.

Bu nedenle makam sahibi insanların, kendilerini alkışlayanlardan çok kendilerini uyaranlara değer vermesi gerekir. Sürekli övgü duymak insanı rahatlatır ama hatalardan korumaz. Bazen sizi rahatsız eden bir uyarı, yıllar sonra sizi çok daha büyük bir sıkıntıdan kurtarabilir.

Gücün olduğu yerde ölçü, yetkinin olduğu yerde sorumluluk bulunmalıdır.

Ve her yönetici kendisine zaman zaman şu soruyu sormalıdır:

“Bugün sahip olduğum makam elimde olmasaydı, yine aynı kararı verir miydim?”

Cevabınız evetse, büyük ihtimalle doğru yoldasınızdır.

Emniyet Genel Müdürlüğü'nde yeni görev dağılımı yapıldı
Emniyet Genel Müdürlüğü'nde yeni görev dağılımı yapıldı
İçeriği Görüntüle

Ama kararınızı yalnızca makamınızın size sağladığı dokunulmazlık hissiyle verebiliyorsanız, orada durup yeniden düşünmek gerekir.

Eskilerin, “Makamından düşene acıyın” demesi belki de bundandır.

Çünkü düşüş yalnızca bir koltuğun kaybedilmesi değildir. Bazen insanın çevresindeki bütün yapay ilişkilerin bir anda dağılmasıdır. Gerçek dostla menfaat dostunun ayrıldığı, gerçek itibarla makamdan kaynaklanan itibarın birbirinden ayrıştığı andır.

İnsan yükselirken çok şey öğrenmez.

Asıl öğretici olan çoğu zaman düşüştür.

Fakat akıllı insan, düşmeden önce bunu anlayabilendir.

Bu yüzden yukarılara çıkanlara verilebilecek belki de en önemli öğüt şudur:

Rüzgârın bugün arkanızdan esmesine güvenmeyin. Çünkü yön değiştirdiğinde ne kadar sert estiğini ancak o zaman anlarsınız."