Türkiye’nin en kritik güvenlik aktörlerinden biri olan polis teşkilatı, yıllardır hem vatandaşın huzurunu sağlamak için gece gündüz çalışıyor hem de kendi iç dinamiklerinde büyük sınavlarla yüzleşiyor. Öyle ki her bakan değişiminde teşkilatın bünyesinde bir umut dalgası yükselir: “Acaba bu kez bizi anlayacak mı?”, “Acaba sesimizi duyan bir yönetim gelir mi?” gibi sorular, yüzlerce polis memurunun iç dünyasında cevap bekleyen binlerce soru işareti haline gelir.
Yakın dönemde İçişleri Bakanı görevinden ayrılan Ali Yerlikaya’nın döneminde teşkilat üzerine yoğun bir güvenlik ve asayiş politikası yürütüldü; terörle mücadeleden organize suçlara, trafikten uyuşturucu operasyonlarına kadar geniş bir yelpazede sahada ciddi sonuçlar alındı. Ancak tüm bu başarıların yanında hala söylenmesi gereken haklı talepler bulunuyor.
Gerçek şu ki; teşkilat sadece asayişi sağlamakla görevlendirilmiş bir güç değildir. Polisin motivasyonu, psikolojik dayanıklılığı ve örgüt içi adalet duygusu, doğrudan toplumsal barışla bağlantılıdır. Bugün birçok polis, disiplin uygulamaları, özlük hakları, mobbing ve amir baskısı gibi sorunların gölgesinde çalışıyor.
Özellikle büyükşehirlerde görev yapanlar için bu baskılar, mesleğin yükünü katbekat artırıyor. Psikolojik destek mekanizmalarının yetersizliği, tayin süreçlerindeki katılık ve aile hayatı ile hizmet koşulları arasındaki dengesizlik, moral ve motivasyonun önündeki en önemli engeller olarak öne çıkıyor.
Bu tablo, teşkilatın sadece teknik donanımıyla değil, insan kaynağıyla da güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü unutulmamalıdır ki, en üst teknoloji bile iyi motive olmuş bir polis kadar etkili olamaz.
Peki yeni dönemde neler yapılmalı?
1. Personel Odaklı Bir Yönetim Modeli Benimsenmeli:
Tayin, görev yeri değişikliği ve atama süreçlerinde daha fazla esneklik ve aile bütünlüğünü koruyan politikalar uygulanmalı. Son atama döneminde zorunlu ikinci şark tebligatının kaldırılması bu yönde olumlu bir adımdı, ancak bu tür iyileştirmeler sürekli hale getirilmeli.
2. Özlük Hakları ve Sosyal Destek Artırılmalı:
Polisin mali ve sosyal hakları, benzer kamu görevlileriyle kıyaslandığında adil bir noktaya çekilmeli; mesai yükü, risk primleri ve aile destekleri yeniden düzenlenmeli.
3. Psikolojik Destek Sistemleri Güçlendirilmeli:
Sahada yaşanan travmalar, mücadele yorgunluğu ve yoğun stresle başa çıkmak için kurumsal psikolojik destek birimleri yaygınlaştırılmalı. Bir teşkilatın en büyük gücü, güçlü bireylerden oluşan bir ekipten geçer.
4. Amir – Personel İlişkileri Yeniden Yapılandırılmalı:
Amir baskısı ve ast-üst ilişkilerindeki otoriter anlayış, yerine daha katılımcı, adil ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı konulmalı. Bu, sadece bireysel değil teşkilat kültürü açısından da köklü bir değişiklik olacaktır.
Ve şimdi…
Yeni bir İçişleri Bakanı var: Mustafa Çiftçi.
Teşkilata yeni bir lider olarak gelen Çiftçi, bürokraside uzun yıllar görev yapmış bir isim. Bu değişim, sadece koltuk değişikliği anlamına gelmemeli; teşkilatın iç dinamiklerine dokunan, polislerle karşılıklı güvene dayalı bir vizyonun ortaya konduğu bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
Polisler bu ülkenin bekasını korumak için kendi huzur ve güvenliklerinden feragat eden kahramanlardır. Sahada yaşanan her zorluk, zaman zaman sistemin kendi iç işleyişinden kaynaklanan engellerle birleşince, görev bilincinin önüne geçebiliyor. Bu yüzden yeni bakandan beklenti sadece saha performansını takdir etmek değil, teşkilatın içsel refahını ve adalet duygusunu güçlendirmek olmalıdır.
Sonuç olarak; polis teşkilatı sadece bir kamu gücü değil, toplumun adalet, huzur ve güven arayışının somut temsilcisidir. Bu temsil ne kadar güçlü ve motive olursa, toplumun güvenlik algısı da o kadar sağlamlaşır. Yeni bakanın bu bilinçle teşkilata yaklaşması, geleceğe dair beklenen güveni tekrar yeşertecek en önemli adım olacaktır.