Türkiye'nin sermaye piyasalarında yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen fon krizi yaşanırken, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda çok önemli bir soru gündeme geldi: Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Erişah Arıcan neden komisyonda bulunmuyor?
5 Kasım 2026 tarihinde gerçekleştirilen bütçe görüşmelerinde İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın Erişah Arıcan'a yönelik eleştirileri, sıradan bir siyasi tartışmanın çok ötesinde soruları gündeme taşıdı.
Usta'nın şu sözleri özellikle dikkat çekiciydi: "Erişah Arıcan'ın burada olması lazım. Erişah Arıcan burada olmadan biz neyi konuşacağız bugün arkadaşlar?"
Ardından çok daha ağır iddialarda bulunan Usta, Arıcan'ı fon krizinin başlıca sorumlularından biri olarak gördüğünü açıkça ifade etti ve kendisinin Meclis'e gelerek bu eleştirilere cevap vermesini istedi.
Bu ifadelerin bir milletvekilinin siyasi iddia ve değerlendirmeleri olduğu, herhangi bir yargısal suçluluk tespiti anlamına gelmediği özellikle belirtilmelidir. Ancak bütün tartışmanın merkezinde son derece önemli bir soru bulunmaktadır: Türkiye'nin en stratejik finans kuruluşlarının yönetiminde bulunan kişiler, büyük bir piyasa krizi yaşandığında hangi kararları aldıklarını, hangi uyarılarda bulunduklarını ve hangi riskleri gördüklerini açıklamak zorunda değil midir?
İki büyük kurum, tek isim: Yetki büyüdükçe sorumluluk da büyür
Prof. Dr. Erişah Arıcan, 27 Eylül 2018 tarihinden bu yana Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı, Ocak 2021'den bu yana ise Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekilidir.
Bu iki görev, finansal sistemin yönetimi bakımından son derece önemlidir.
Bir tarafta sermaye piyasasının temel işlem altyapısını yöneten Borsa İstanbul, diğer tarafta önemli kamu varlıklarının ve şirketlerinin yönetiminde söz sahibi Türkiye Varlık Fonu bulunmaktadır.
Elbette Borsa İstanbul, SPK, Takasbank, MKK ve Türkiye Varlık Fonu'nun hukuki görevleri birbirinden farklıdır. Arıcan'ın bu kurumların tamamını doğrudan yönettiği veya her işlemden şahsen sorumlu olduğu sonucuna yalnızca görev unvanlarından hareketle varılamaz. Ancak yönetim kurulu başkanlığı da yalnızca toplantılara başkanlık etmekten ibaret değildir.
Stratejik kararların alınması, kurumsal risklerin izlenmesi, iç kontrol mekanizmalarının işletilmesi ve yönetimin hesap verebilirliğinin sağlanması gibi sorumlulukların değerlendirilmesi gerekir.
Borsa yükselirken başarının sahibi olmak kolaydır. Asıl mesele, piyasalarda güven sarsıldığında yönetimin hangi sorumlulukları üstlendiğini ortaya koyabilmektir.
Erhan Usta'nın "gölge bakan" eleştirisi ne anlama geliyor?
Erhan Usta, komisyon konuşmasında Erişah Arıcan'ı "gölge bakan" olarak nitelendirdi ve ekonomi yönetiminde ikili bir yapı bulunduğunu ileri sürdü.
Bu oldukça ağır bir siyasi iddiadır.
Usta'ya göre Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in uygulamaya çalıştığı ekonomi politikaları ile finansal kuruluşların fiilî yönetimi arasında bir ayrışma bulunmaktadır. Ancak böyle bir ikili yapılanmanın varlığı, yalnızca konuşmada ileri sürülen iddialarla kanıtlanmış değildir.
Bununla birlikte tartışma şu önemli yönetim sorununa işaret etmektedir: Ekonomi politikalarının başarısından Bakan sorumlu tutulurken, finansal piyasalardaki yönetim ve denetim başarısızlıklarının sorumluluğu kimler tarafından üstlenilecektir?
SPK'nın düzenleme ve denetim sorumluluğu vardır. Borsa İstanbul'un piyasa işleyişi ve gözetimiyle ilgili görevleri bulunmaktadır. Takasbank'ın takas ve teminat sistemindeki rolü, MKK'nın kayıt ve veri altyapısındaki görevleri ise ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Bu kurumlar arasındaki görev dağılımı, bir sorumluluk zinciri oluşturduğu kadar yetki sınırlarını da belirler.
Dolayısıyla fon krizine ilişkin kurumsal ihmaller araştırılırken, herkesin aynı ölçüde sorumlu olduğu varsayılmamalı; hangi kurumun hangi tarihte neyi bildiği ve hangi yetkiyi kullanması gerektiği somut belgelerle ortaya konulmalıdır.
456 bin yatırımcıyı etkileyen kriz yaşanırken yönetim kurulları ne yaptı?
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in aynı komisyonda yaptığı açıklamaya göre, 131 yatırım fonunda tasfiye kararı alınmış ve bu fonların yaklaşık 456 bin pay sahibi bulunmaktaydı.
Şimşek, 4 Kasım 2026 itibarıyla 420.031 tekil kişiye toplam 130,2 milyar lira ödeme yapıldığını da açıkladı.
Bu veriler, fon krizinin ulaştığı boyutu göstermesi bakımından önemlidir.
İşte burada Borsa İstanbul yönetimine ve dolayısıyla Yönetim Kurulu Başkanı Erişah Arıcan'a yöneltilmesi gereken sorular bulunmaktadır.
- Fonlarda olağan dışı fiyat hareketleri başladığında Borsa İstanbul'un gözetim sistemleri hangi uyarıları verdi?
- Bu uyarılar hangi birimlere iletildi?
- Yönetim kuruluna piyasa riskleri hakkında hangi raporlar sunuldu?
- SPK, Takasbank ve diğer kuruluşlarla hangi tarihlerde bilgi paylaşımı yapıldı?
- Yönetim kurulu herhangi bir önlem alınmasını talep etti mi?
Bu soruların cevapları ortaya çıkmadan yalnızca alt kademelerdeki yöneticilerin işlemlerine bakılarak kurumsal sorumluluk tartışmasının tamamlandığı söylenemez. Ancak bunun tersi de geçerlidir: Bir kuruluşta kriz yaşanması, yönetim kurulu başkanının otomatik olarak hukuki veya cezai sorumluluğunu doğurmaz.
Asıl yapılması gereken, karar ve denetim süreçlerini belgeleriyle incelemek; varsa ihmali, kusuru ve hukuka aykırılığı kişiselleştirilmiş delillerle belirlemektir.
Takasbank ve MKK bağlantısı neden araştırılmalı?
Erhan Usta'nın eleştirilerinde Borsa İstanbul'un Takasbank ve Merkezi Kayıt Kuruluşu üzerindeki kurumsal etkisi de gündeme gelmiştir.
Mehmet Şimşek, komisyon konuşmasında MKK'nın ortaklık yapısını ve yönetim kurulu üyelerinin hangi kurumların önerileriyle seçildiğini açıklamıştır.
Bu açıklama üzerine Usta, bir yönetim kurulu üyesinin seçimiyle ilgili olarak Erişah Arıcan'ı işaret etmiştir.
Bu noktada temel mesele, herhangi bir yöneticinin yalnızca bir kişiyi tanıması veya aynı kurumsal yapıda bulunması değildir.
Yönetim kurulu üyelerinin seçiminde kimlerin öneride bulunduğu, adayların hangi ölçütlere göre belirlendiği ve bağımsız denetim mekanizmalarının nasıl işletildiği araştırılmalıdır.
Kamu etkisinin güçlü olduğu finans kuruluşlarında yöneticilerin atanması liyakat, şeffaflık ve çıkar çatışmasından uzaklık ilkelerine dayanmalıdır.
JCR Eurasia tartışmasında önemli bir karşı açıklama var
Komisyon konuşmalarında Arıcan'ın JCR Avrasya Derecelendirme şirketindeki görevi üzerinden de eleştiriler yöneltildi. Ancak bu konuda 6 Kasım 2026 tarihinde önemli bir açıklama yapıldı.
JCR Eurasia Rating, Arıcan'ın şirketin yönetim kurulunda 17 Ocak 2020 ile 30 Mart 2021 tarihleri arasında görev yaptığını ve bu tarihten sonra şirkette herhangi bir görevinin bulunmadığını duyurdu.
Bu açıklama, Arıcan'ın 2026 yılındaki JCR derecelendirme kararlarından mevcut yönetici sıfatıyla sorumlu olduğu yönündeki iddiaların değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır.
Meclis denetiminin gücü, yalnızca ağır sorular sormaktan değil, ortaya çıkan karşı delil ve açıklamaları da değerlendirmekten gelir.
Halkbank ve aile bağlantısı iddiası da açıklığa kavuşturulmalı
Erhan Usta'nın aynı toplantıda yönelttiği bir başka soru, Arıcan'ın oğluna ait olduğu ileri sürülen elektrikli araç şarj istasyonu şirketiyle ilgilidir.
Usta, söz konusu şirkete Halkbank şubelerinde yer tahsis edildiği yönünde iddialar bulunduğunu belirterek bunun doğru olup olmadığını ve doğruysa etik açıdan nasıl değerlendirileceğini sormuştur.
Bu iddia, mevcut tutanakla doğrulanmış değildir. Ancak iddia ciddi olduğu için ilgili kurumlarca belgelere dayalı biçimde açıklığa kavuşturulmalıdır.
Böyle bir ticari ilişki varsa hangi yöntemle kurulmuştur? Rekabetçi bir seçim yapılmış mıdır? Bedeller emsal koşullara uygun mudur? Karar süreçlerine çıkar çatışması doğurabilecek kişiler katılmış mıdır?
Bu soruların açık ve belgeli yanıtları, hem kamu kaynaklarının korunması hem de haklarında iddiada bulunulan kişilerin itibarının korunması bakımından gereklidir.
Meclis'e gelmemek ile Meclis'e hesap vermemek aynı şey değildir
Erhan Usta'nın en etkili eleştirilerinden biri, Erişah Arıcan'ın komisyonda bulunmamasına ilişkindir. Ancak Komisyon Başkanı Mehmet Muş, görüşülen bütçelerin kapsamındaki kurumların yöneticilerinin davet edildiğini, farklı kurumların çağrılmasının ise ayrıca gündeme getirilebileceğini belirtmiştir.
Dolayısıyla Arıcan'ın 5 Kasım'daki toplantıya katılmamış olması, tek başına resmî bir Meclis davetini reddettiği anlamına gelmez.
Asıl mesele, bu tartışmanın ardından gerekli denetim yöntemlerinin kullanılıp kullanılmayacağıdır.
Meclis, ilgili usuller çerçevesinde Arıcan'ı davet ederek Borsa İstanbul'un fon krizi öncesindeki ve sırasındaki yönetim faaliyetleri hakkında açıklama isteyebilir.
Arıcan'ın da kendisine yöneltilen ciddi iddialara cevap vermesi hem kurumsal şeffaflık hem de kendi konumunun açıklığa kavuşturulması bakımından önemlidir.
Kamusal gücün kullanıldığı görevlerde hesap verebilirlik, kişilerin isteğine bırakılabilecek bir nezaket meselesi değil, iyi yönetimin temel şartıdır.
Fon krizini araştırma komisyonu kurulmalıdır
Öncelikle TBMM'de fon krizini bütün yönleriyle araştıracak bir araştırma komisyonu kurulması ve Borsa İstanbul, SPK, Takasbank, MKK, Türkiye Varlık Fonu ile ilgili diğer kurumlardan yetkili yöneticilerin dinlenmesi sağlanmalıdır.
İkinci olarak, Borsa İstanbul'un kriz öncesindeki yönetim kurulu kararları, risk ve denetim raporları, olağan dışı işlem bildirimleri ve ilgili kuruluşlarla yazışmaları, ticari sır ve soruşturma gizliliği korunarak yetkili denetim makamlarınca incelenmelidir.
Üçüncü olarak, kamu kontrolündeki finans kuruluşlarının yönetim kurulu üyelikleri, liyakat ve olası çıkar çatışmaları bakımından değerlendirilmelidir. Birden fazla kritik görev üstlenen yöneticiler açısından bağımsız gözetim mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Dördüncü olarak, JCR hakkındaki karşı açıklamada olduğu gibi bütün iddialar belgelerle sınanmalı; doğrulanmayan iddialar kişisel suçlama hâline getirilmemelidir.
Son olarak, yöneticilerin görev ve yetki alanlarına ilişkin sorumlulukları açıklığa kavuşturulmalı; tespit edilen hukuka aykırılıklar bağımsız ve tarafsız soruşturmalara konu edilmelidir.
Meclis'in sorusu cevapsız kalmamalıdır
Erhan Usta'nın Erişah Arıcan'a yönelik eleştirilerinin en önemli yanı, finansal sistemde sorumluluğun yalnızca işlemi gerçekleştiren kişiler üzerinden değil, bu sistemi yöneten ve denetleyen kurumların en üst kademeleri üzerinden de sorgulanmasını istemesidir.
Bu talep, hukuk devleti ve kurumsal hesap verebilirlik bakımından önemlidir. Ancak siyasi itham ile hukuki sorumluluk birbirinden ayrılmalıdır. Arıcan'a yöneltilen ağır suçlamalar araştırılmalı, kendisine cevap ve savunma imkânı tanınmalı, sonuçlar da belgelere göre değerlendirilmelidir.
Türkiye'nin sermaye piyasalarındaki güven kaybı, yalnızca yeni kurallar çıkarılarak giderilemez. Önce mevcut kuralları uygulamakla görevli kurumların ne yaptığının ortaya konulması gerekir.
Borsa İstanbul'un başında bulunmak önemli bir makamdır. Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği de önemli bir kamu sorumluluğudur.
Bu görevlerin sağladığı yetki ve itibarın yanında şeffaflık ve hesap verebilirlik yükümlülüğü de bulunmalıdır.
Mesele Erişah Arıcan'ın suçlu ilan edilmesi değildir. Mesele, böylesine büyük bir finansal kriz karşısında sorumluluk taşıyan bütün yöneticilerin kararlarının sorgulanabilmesidir. Çünkü kamu yönetiminde temel ilke değişmemelidir: Yetki varsa sorumluluk da vardır. Yetki büyüdükçe hesap verme yükümlülüğü de büyümelidir.
Sonuç olarak hiçbir makam hesap vermekten muaf değildir.




