Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. Yargıtay gerçek ücretin tespitinde önemli bir karara imza attı. İşte detaylar...
4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
'EMSAL ÜCRET ASGARİ ÜCRETTEN AZ OLAMAZ'
ÜCRET AÇIKÇA BELİRTİLMEDİ İSE SÖZLEŞME YOKTUR DENİLEMEZ
Yargıtay iş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmeyeceğine değindi. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur.
Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir.
Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır.
Somut olayda; davacı, en son net 1.400,00 TL ücretle çalıştığını iddia etmiş, davalı ise ücretinin bordrolarda göründüğü kadar olduğunu savunmuştur. Emsal ücret araştırması için ... Sanayi Odasından davacının mesleki kıdemi ve ünvanı belirtilerek davacının alabileceği ücreti sorulmuş, gelen yazı cevabında “ücretinin net 1.300,00 TL ile 1.400,00 TL arasında olabileceği” belirtilmiştir. Uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak dinlenen davacı tanığı da, davacının ücretinin 1.400,00 TL olduğunu doğrulamıştır. Diğer yandan dosyaya getirtilen banka kanalı ile maaş ödemesine ilişkin kayıtlardan 2014 yılı eylül ayından itibaren her ay istikrarlı bir şekilde “ödünç para ödemesi” adı altında aynı tutarda ödemelerin yapıldığı görülmektedir. Şu halde, tüm dosya kapsamına göre davacının aylık ücret tutarının net 1.400,00 TL olduğunun anlaşılması karşısında, mahkemece, bilirkişi tarafından bu rakam üzerinden yapılan hesaplamaya göre belirlenen kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay yukarıda yazılı sebeplerden dolayı mahkeme kararının bozulmasına 16.06.2021 gününde oybirliği ile karar vermiştir.





