Ahmet Ünlü'nün, emekliye yönelik yapılacak zamla ilgili değerlendirmesi şöyle:

"

Emekli maaşlarına yapılacak artışın yanı sıra refah payı eklenmesi gündemde haberini görünce birkaç bir şey yazmak zaruri oldu.

Haberlerde; "1- Emekli maaşlarına yapılacak artışın yanı sıra refah payı eklenmesi de değerlendirilecek.
2- En düşük emekli maaşı için tamamlayıcı bir düzenleme üzerinde duruluyor.
3- Düzenleme, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bütçe imkânları gözetilerek ele alınacak.
4- Türkiye’de 27,5 milyon prim ödeyen çalışan, 18 milyon emekli bulunuyor.
5- Emeklilere yönelik farklı şehirlerde çalışmalar yapılarak bölgesel ihtiyaçlar tespit edildi.
6- Çalışan emekliler ile çalışamayan emeklilerin ihtiyaçları ayrı ayrı incelenecek.
7- Öncelikle herkes için ortak bir alt sınır belirlenmesi, ardından en düşük emekli maaşı alanlara bazı ek ödemelerin yapılması gündeme gelebilir.
8- Refah payı veya ek ödeme uygulanması halinde çeşitli kriterlere göre farklılaştırma yapılabileceği belirtiliyor." ifadelerini görüyoruz.

Emekliye refah payı verilecekmiş, en düşük emekli maaşı artırılacakmış, ek ödemeler yapılacakmış…

Haberleri okuyunca insanın içi açılıyor. Neredeyse emeklilerin bütün sorunları çözülecek, geçim sıkıntısı sona erecek, milyonlarca insan rahat bir nefes alacak sanıyorsunuz.

Ama haberlerin arasına öyle bir cümle sıkıştırılmış ki bütün bu güzel beklentileri bir anda gölgede bırakıyor:

“Düzenleme, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun bütçe imkânları gözetilerek ele alınacak.”

İşte bütün meselenin özeti bu cümlede saklı!

Gönül çok şey istiyor ama anlaşılan bütçe aynı cömertlikte düşünmüyor!

Haberlerde neler yok ki…

En düşük emekli aylığında 26 bin lira senaryosu
En düşük emekli aylığında 26 bin lira senaryosu
İçeriği Görüntüle

Emeklilere refah payı verilmesi değerlendirilecekmiş. En düşük emekli maaşına tamamlayıcı düzenleme yapılacakmış. Çalışan ve çalışmayan emeklilerin ihtiyaçları ayrı ayrı incelenecekmiş. Bölgesel farklılıklar dikkate alınacakmış. Hatta çeşitli kriterlere göre farklı ek ödemeler bile gündeme gelebilecekmiş.

İyi de bütün bunların finansmanı nasıl sağlanacak?

İşte bu sorunun cevabı henüz ortada yok.

Dikkat ederseniz haberlerde hep aynı ifadeler kullanılıyor: Değerlendirilecek, üzerinde duruluyor, incelenecek, gündeme gelebilir…

Yani kesin olan bir şey yok ama ihtimallerin maşallah sonu yok!

Halbuki emeklilerin ihtiyacı ihtimallerle oyalanmak değil, ay sonunu getirebilecekleri bir gelire kavuşmaktır.

Market fiyatları ihtimallere göre belirlenmiyor. Ev sahipleri kiralarını ihtimallere göre istemiyor. Elektrik, doğal gaz ve su faturaları ihtimallere göre tahsil edilmiyor.

Öyleyse emeklinin geçimi neden sürekli ihtimallere bırakılıyor?

Elbette Sosyal Güvenlik Kurumunun mali dengeleri önemlidir. Prim gelirleriyle aylık ödemeleri arasındaki dengenin korunması, sistemin sürdürülebilirliği açısından zorunludur. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir husus var.

Sosyal devletin görevi yalnızca bütçeyi denkleştirmek değil, vatandaşının insan onuruna yaraşır bir hayat sürmesini de sağlamaktır.

Üstelik meseleye sadece en düşük emekli maaşı üzerinden yaklaşmak da doğru değildir. Yıllarca yüksek prim ödeyen emeklilerin aylıklarıyla düşük prim ödeyenlerin aylıkları arasındaki farkın azalması, sosyal güvenlik sisteminde ayrı bir adalet sorununa dönüşmektedir.

Bir taraftan en düşük aylık alanları korurken diğer taraftan prim ödeme gün sayısını ve prime esas kazançları dikkate alan hakkaniyetli bir sistem kurulmalıdır.

Şimdi asıl sorulması gereken soru şudur: Bütçe imkânları emeklilere refah payı verilmesine elvermiyorsa, bu imkânları artırmak için hangi tedbirler alınacaktır?

Kayıt dışı istihdamla mücadele, prim tahsilatının güçlendirilmesi, istihdamın artırılması ve kamu harcamalarında gerçek anlamda tasarruf sağlanması neden daha güçlü biçimde gündeme getirilmesin?

Kamu kaynaklarının kullanımında öncelikler yeniden değerlendirilemez mi?

Bütçe yalnızca rakamlardan oluşan teknik bir belge değildir. Aynı zamanda hangi kesime ne ölçüde öncelik verildiğini gösteren bir tercih belgesidir.

Mesele sadece bütçede ne kadar para bulunduğu değil, bulunan paranın hangi önceliklere göre harcandığıdır.

Sonuç olarak emeklilere refah payı verilmesini, en düşük aylıkların iyileştirilmesini ve adil bir emeklilik sisteminin kurulmasını elbette isteriz.

Ümit ederiz ki gerekli kaynaklar bulunur ve milyonlarca emeklimiz hayat pahalılığı karşısında biraz olsun rahatlar. Ancak beklentileri yükseltip ardından bütçe imkânlarını gerekçe göstererek geri çekilmek, emeklilerin yaşadığı hayal kırıklığını daha da büyütür.

Emekliye umut vermek güzeldir. Fakat umudu maaş bordrosuna yansıtmak çok daha güzeldir.

Unutmayalım ki emekli, yıllarca çalışarak bu ülkeye katkıda bulunmuş insandır. Devletinden lütuf değil, emeğinin karşılığını ve insanca yaşayabileceği bir gelir beklemektedir.

Gönül çok şey istiyor ama…

Bakalım bütçeden emekliye refah payı çıkacak mı?"