Türkiye’de güvenlik denildiğinde ilk akla gelen, hiç tartışmasız polis teşkilatımızdır. Terörle mücadeleden asayişe, trafikten toplumsal olaylara kadar devletin sahadaki yüzü polistir. Üniforma, kamuoyunda bir otorite sembolüdür; fakat o üniformanın altında çoğu zaman yalnız bırakılmış bir insan vardır.
Bu yazıyı yazmaya karar vermeden önce Aydın’da kaldırım nöbeti tutan bir trafik polisinin görüntüsü sosyal medyada gündeme düştü. Görüntü kısa sürede unutuldu belki ama mesele o kareden çok daha derin. Çünkü bu ülkede binlerce polis, görünmeyen bir yükü omuzlarında taşıyor.
İsmini veremeyeceğim polis çevremle yaptığım görüşmelerde, rakamların ve yönetmeliklerin anlatamadığı gerçeklerle karşılaştım. İstanbul’da görev yapan bir polis memuru, eşinden ayrılmak zorunda kalmış. İki ilkokul çağındaki çocuğunu, sağlık sorunları olan annesinin yanına bırakmış. Her hafta sonu yüzlerce kilometre yol yaparak çocuklarını görmeye gidiyor. Doğu görevini tamamlamış, tayin hakkı var. Defalarca tayin talebinde bulunmuş; ancak talepleri değerlendirmeye dahi alınmamış.
Bu bir istisna değil. Büyükşehirlerde görev yapan polislerin önemli bir kısmı, ailesinden kopuk, psikolojik baskı altında, ekonomik olarak zorlanmış durumda. Görüştüğüm bu polis arkadaşımızın ifadesi netti:
“Devletim için her görevi yaptım ama çocuklarıma yetemiyorum.”
Bu cümle, meselenin özetidir.
BÜYÜKŞEHİR GÖREVİ: ONUR MU, CEZA MI?
İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerde görev yapmak, artık birçok polis için bir onur değil; ağır bir yük anlamına geliyor. Kiralar maaşları aşıyor, lojman imkânı yok denecek kadar az, sosyal hayat neredeyse sıfır.
Tayin talep eden bir polis memuru için çoğu zaman ilk refleks şu oluyor:
“Buradan kaçmak istiyor.”
Oysa kimse kaçmıyor. İnsanlar yaşamak istiyor. Ailesiyle bir arada olmak, çocuğunun büyümesine tanık olmak, psikolojisini kaybetmeden görevini sürdürmek istiyor.
Sosyal medyada ve kapalı polis gruplarında en sık dile getirilen başlıklar şunlar:
-Artan intihar vakaları
-Uzun ve düzensiz mesai saatleri
-Psikolojik destek mekanizmalarının yetersizliği
*Tayin sisteminin şeffaf olmaması
*Lojman ve kira sorunu
*Aile bütünlüğünün göz ardı edilmesi
Özellikle intihar meselesi, artık üstü örtülecek bir konu olmaktan çıkmıştır. Teşkilat içinde “pırlanta gibi” diye tarif edilen nice polis, görünmeyen baskılar nedeniyle uçurumun kenarına sürüklenmektedir.
SORUN SADECE POLİSİN DEĞİL, DEVLETİN SORUNUDUR
Burada altı çizilmesi gereken kritik nokta şudur: Polisin yaşadığı sorunlar, bireysel değil kurumsal ve yapısal sorunlardır.
Bir polis memurunun psikolojisi çökerse, bu sadece o kişiyi değil; toplumun güvenliğini de doğrudan etkiler. Yorgun, umutsuz, yalnız bırakılmış bir polis; ne kendini ne de toplumu tam anlamıyla koruyabilir.
Bu nedenle İçişleri Bakanlığı’nın, polis teşkilatı için özenli, insan merkezli ve sürdürülebilir bir program başlatması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Bu yazıyı sadece sorunları sıralamak için değil, çözüm yollarını konuşmak için kaleme almak gerekir:
1. Şeffaf ve Puan Esaslı Tayin Sistemi
Tayin talepleri kişisel inisiyatiften çıkarılmalı, objektif kriterlere bağlanmalıdır. Aile durumu, sağlık, çocukların eğitimi somut şekilde değerlendirilmelidir.
2. Büyükşehir Tazminatı ve Kira Desteği
İstanbul gibi şehirlerde görev yapan polislere, gerçekçi bir büyükşehir tazminatı ve kira desteği sağlanmalıdır.
3. Lojman Seferberliği
Polis lojmanları yeniden devlet politikası hâline getirilmeli, yeni projeler hızla hayata geçirilmelidir.
4. Zorunlu ve Gizli Psikolojik Destek
Polislerin psikolojik destek alması bir “zaaf” değil, görev gereği bir ihtiyaç olarak görülmelidir. Bu destek gizlilik esasına dayalı olmalıdır.
5. Aile Birliğini Koruyucu Düzenlemeler
Eşi ve çocukları başka şehirde olan polisler için özel tayin ve görev planlamaları yapılmalıdır.
6. İntihar Vakaları İçin Bağımsız İnceleme Mekanizması
Her vaka, üstü kapatılmadan, nedenleriyle birlikte ele alınmalıdır.
Bu ülkenin polisleri fedakardır. Bunu kimse inkâr edemez. Ancak fedakârlık, sürekli bedel ödemek anlamına gelmemelidir. Üniformanın arkasındaki insanı görmezden gelen bir sistem, uzun vadede güvenliği de zayıflatır.
Devlet, polisinden sadece görev değil; insanlık da beklemeli.
Ve polis, bu ülkeye hizmet ederken yalnız hissetmemelidir.
İçişleri Bakanlığı’nın bu tabloyu görerek, gecikmeden harekete geçmesi; hem teşkilatın hem de toplumun huzuru için hayati önemdedir.