Çiftçinin emeğini kim çalıyor?

Abone Ol

Türkiye’nin gerçek gücü; toprağına alın teri döken çiftçisidir. Çünkü çiftçi sadece üretmez, bir ülkenin gıda güvenliğini de ayakta tutar. Ancak bugün üretici ile tüketici arasında kurulan bazı fırsatçı düzenler, hem çiftçinin emeğini değersizleştiriyor hem de vatandaşın cebini yakıyor.

Aslında mesele çoğu zaman anlatıldığı gibi “ürün yokluğu” değil, ürünün sofraya gelene kadar geçtiği süreçte oluşan kontrolsüz kazanç zinciridir.

Bugün Anadolu’da birçok çiftçi, ürününü tarlada zararına satmak zorunda kalıyor. Çünkü mazot pahalı, gübre pahalı, sulama maliyetli, işçilik ağır… Çiftçi aylarca emek verdiği ürünü bir an önce elinden çıkarmaya çalışıyor. Çünkü ürün bekledikçe çürüyor, maliyet büyüyor.

Ama işin en çarpıcı tarafı bundan sonra başlıyor.

Tarlada çok düşük rakamlara alınan ürün, halden markete, marketten pazara ulaşana kadar kat kat artıyor. İşte vatandaşın isyan ettiği nokta da tam burada başlıyor. Çünkü üretici kazanmıyor, tüketici de ucuza yiyemiyor. O halde bu farkı kim kazanıyor?

Özellikle bazı hallerde kurulan sistem artık ciddi şekilde sorgulanmalıdır.

Çiftçinin getirdiği ürünün içerisinde örneğin üç kasa kaliteli domates yüksek fiyatla işlem görüyor gibi gösteriliyor. Geri kalan çok sayıdaki ürün ise çok daha düşük rakamlardan alınıyor. Ancak resmi kayıtlarda ya da piyasa konuşmalarında o yüksek fiyat öne çıkarılıyor. Devlet denetim yaptığında da “ürün zaten bu rakamlara geliyor” görüntüsü oluşturuluyor.

İşte tam burada büyük bir algı oyunu kuruluyor.

Üretici malını yok pahasına verirken, tüketici aynı ürünü yüksek fiyatlarla almak zorunda kalıyor. Çiftçi bile bazen markete gidip kendi ürettiği ürünün fiyatını görünce şaşkınlık yaşıyor. Çünkü tarladan çıkan rakam ile tezgahtaki rakam arasında mantıklı bir bağ kalmıyor.

Bu durum sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir sorundur.

Devletin burada daha güçlü bir kontrol mekanizması kurması artık zorunlu hale gelmiştir. Çünkü serbest piyasa adı altında oluşan bazı fırsatçı yapılar, hem üreticiyi ezmekte hem de vatandaşı pahalı ürün almak zorunda bırakmaktadır.

Bugün çiftçinin en büyük beklentisi daha fazla destekten önce adil bir piyasa düzenidir.

Mazot desteği önemlidir.
Gübre desteği önemlidir.
Ama ürünün gerçek değerinde satılması hepsinden daha önemlidir.

Hal sistemleri daha şeffaf hale getirilmelidir.
Ürün giriş-çıkışları dijital olarak anlık denetlenmelidir.
Fahiş fiyat oluşturan stokçuluk ve manipülasyonlara ağır yaptırımlar uygulanmalıdır.
Üretici kooperatifleri güçlendirilmeli, çiftçi doğrudan tüketiciye ulaşabilmelidir.
Büyük market zincirlerinin fiyat politikaları daha sıkı takip edilmelidir.

Çünkü bugün yaşanan sorun sadece domatesin, soğanın ya da buğdayın fiyatı değildir.

Mesele; toprağın emeğinin gerçek sahibine ulaşamamasıdır.

Eğer çiftçi üretmekten vazgeçerse sadece tarım değil, sofralar da kaybeder.
Bu yüzden çiftçiyi korumak, aslında milletin geleceğini korumaktır.

Toprağın bereketini fırsatçılığa teslim etmeden, üreticiyi de vatandaşı da koruyan güçlü bir denetim sistemi artık bir tercih değil, zorunluluktur.